BEBEKLİKTEN ÇOCUKLUĞA GEÇİŞ EVRESİ/Phase of the Transition From Infant to Toddler (Burayı atıyorum tabi ki, bilimsel bi makale gibi görünsün diye)

Öyle uzun zamandır oturtmadınız ki beni şu bilgisayarın başına, bu geçen zamanda level bile atladınız zibidiler!

Doğduğunuzdan beri dilimden şikayet eksik değil malum. Gelene geçene, halimi bi soracak olana, hatta sormayana, yakaladığıma, hatta ve hatta nerdeyse yoldan geçene başlayıveriyorum dert yanmaya; öldüm bittim, bu bebeler beni eritti, kuruttu, saçımda siyah kalmadı, gözümde kaz ayağı çıktı, verem oldum, depresyona girdim, tansiyonum fırladı, şekerim zıpladı, uyumuyolar, yemiyolar, içmiyolar, susmuyolar, imdaaaattttt!…

Her bir dert yanma seansında yaptığım gözlemler sonucu, ortak teselli, bebek gelişiminde dönüm noktalarının olduğuydu. Bu dert yanış konuşması hangi zamana denk geliyorsa, ona en yakın dönüm noktası haber veriliyor, dertli annenin o tarihe odaklanıp şapşirik bir umutla o gün gelene kadar çenesini kapayıp oturması sağlanıyordu. Örneğin yeni doğduğunuzda 3.ay vaadedildi hep. “İlk 3 ay, 3 ay… Vallaha bak… 3 ay sabret, gazı mazı bitecek rahatlayacaksın…”

3 çocukla 3 ay geçirmek bi 9 aya falan tekabül etse de, dişimizi tırnağımıza katıp 3.ayı göğüsledik. Ne oldu? Hiçbir şey! Ne gaz bitti ne tuz! Yola aynen devam…

3.ay dönüm noktasını geçip bir üst tura çıkınca 6.ay hedef gösterilmeye başlandı: “Bazı çocukların kolik dönemi 3 aydan daha uzun sürebilir Semacım hiç üzülme, bi 6 aylık olsunlar, acayip rahatlayacaksın…” (acayip!!) Bir 3 ay daha sürünüp 6.aya tam ulaştık kiii, 6.ay kapısında bizi diş belası karşıladı! Evet kolik durumları azalarak bitmişti, geride kalan ayların kendine has zorluğu da yoktu artık ama daha çetin bir dert olan diş start verilmişti bir kere, daha ne olsundu?! (Ek gıdaya geçiş sancıları, uyku eğitimi kabuslarından söz etmiyorum bile farkettiyseniz?!)

Bu hayal kırıklıklarınından sonra artık bana “Hele şu ayda bi gelsin, bak herşey güllük gülistanlık olacak yeminnennn!” diyen biri olursa gırtlağına çökücem diye kesin karar almıştım ama insanoğlu işte, umutlandırılmak istiyor, kandırılmak istiyor. “Hele şu yaşa gelsinler sen o zaman gör, bu zamana bi gelsinler sen asıl o vakit yandın…” diyen felaket tellallarından da bin kat iyidir elbette ki. “Ne zaman düzeliyo bu çocuklar, kaçıncı ay, kaçıncı????” diye sormaya, sıkıştırmaya devam ettim yedi göbek hısım akrabayı…

Bir sonraki dönüm noktasının 1 yaş olduğu konusunda herkes hemfikirdi. Hiç tereddütsüz inanıp güvendim tabi ki. Zaten öyle bunalımlı bir ruh halindeyken, “Yarın şu saatte düzelecek bebelerin” deseler gönüllü inanacaktım el mecbur. Bu sefer güvenim boşa gitmedi işte, gerçekten de 1 yaş bir bebeğin hayatındaki kilometre taşıymış, bunu çok net gördüm, görüyorum.

10 gün sonra 17.ayınızı dolduracaksınız. Bebeklikten çıkıp çocukluk evresine geçiş yaptığınız şu günlerdeyiz. Bu meşhur 1 yaşa adım attığımızdan bu yana neler olmuş, bir bakalım… :

  • UYKU: Benim için altın, tapu, bono, tahvil, döviz, hazine, hatta gömü değerinde bir olay olan uyku eğitimi geliyor 1.sırada. Egemen ve Bertuğ doğumgününüzden 1 ay önce, Gülce 1 ay sonra sallanmayı bırakıp kendi başına uyuma eylemine geçiş yaptı (Dipnot: Evet başlangıç tarihleri bunlar ama uyku eğitiminin tam anlamıyla düzene girmesi 3-4 aylık bir anne süründürme sürecini kapsıyor.) (Ayrıca gece beslenmesini hala terkedememiş olduğumuzdan zırt pırt uyanmalar ömrümüzü törpülemeye devam etmekte!)
  • BÜYÜKLERLE ETKİLEŞİM: Bizimle  iletişim ve etkileşiminiz 12.aydan bu yana her geçen gün artarak devam ediyor. Özellikle şu son haftalarda “ıh ıh” dilinde meram anlatma, karşıdaki ebeveyn anlamadığında sinirlenip “+%&^?*” dilinde küfürler etme, hala anlatamayınca küsüp gitme, elindeki oyuncağı yere fırlatıp trip atma, son raddede kendini yerlere çalıp tepinerek ağlama şeklinde bir iletişim algoritmamız var. Ama biz de boş durmayıp kendimizi geliştiriyoruz şimdi, kaç “ıh” hangi kelime ediyor kapmaya başladık, olacak olacak.
  • KARDEŞLER ARASI İLETİŞİM: Bizimle olduğunuzdan daha fazla kendi aranızda bir iletişim sistemi geliştiriyorsunuz. Buna bazen gerçekten şapka çıkarıyor, saygıyla eğiliyorum. Mesela, çamaşır makinesinin çalıştığını gören bir bebenin, koşarak kardeşlerinin yanına gelip, tek kelam etmeden, iki cız mız sesi, bir kaş göz hareketiyle haberi verip, onları da toplayıp makinenin başına götürmesi başarısını afallıkla izliyorum. (afallıkı ben uydurdum şimdi)
    Kendi aranızda anlaşabilmenizi sağlayan bu sistem tamam iyi hoş da, örneğin bir oyuncak kavgası esnasında, “-Heeeyyy ne o senin elindeki bakiiiim? +Önce ben buldum vermem! -Bi versene yaa bakıcam? +Olmaz dediiiiiim! -Gel buraya! +Hiyaaaaaaaaaa! Ciiiiyaaaaaaaaaaaaakkkkkkkkkk! Aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa! Aannnnnnnnnneeeeeeeeee yaaaaaa şuna baksanaaaaaaaaaaa!” diyalogunu oluşturan çığlıklarınız yerine daha farklı bişeyler bulabilirsiniz, inşallah, diye umut ediyorum…
  • YÜRÜME: En büyük gelişmelerden biri aslında bu. ‘Bacaksız Reformu‘ diyorum bu harekete kısaca ben. Aslında tutunarak dikilip ayaklar üstünde durma ve sıralama çabalarınız 8-9.aylara dayanır. Özellikle de oyun alanı çitlerimizin bunda çok etkisi olmuştur. Ama gerçek anlamda yürüme, ilk adımları atma, oğlanlarda 13.ay, kız da 16.ay içinde gerçekleşti. Kızımız o aradaki 3 aylık sürede Küçük Hüsamettin stili dizleri üstünde durmayı keşfetmiş, ayakları üstünde adım atabildiği halde, bu şekil ona daha kolay geldiğinden böyle takılmaya devam etmiştir.
    Yürümenin hayatımıza getirdiği yeniliğin(!) başlı başına bir yazı konusu olduğunu düşünüyor ve evin içinde atom karınca modunda kaçalanıp duran 3 çocuklu ev hayatını kısaca şöyle özetlemek istiyorum: “İMMMMMMMMMMMMMDAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAT!!!!!!!!!!!!!”
  • ÇOĞALAN DİŞLER: An itibariyle,Egemen çıkarılacak tüm süt dişlerini çıkarmış olup; görevini, yolun yarısını almış Gülce ve ağzındaki 6 dişle mutlu mesut yaşayıp giden, yeni dişler çıkarmaya niyeti olmayan Bertuğ’a devretmiştir. (Bir acıölçer icat edilmiş olsaydı, huysuz Egemen’in diş çıkarma periyodunda bize verdiği eziyeti ölçerken alet patlardı diyorum, başka da bişey demiyorum! Bir de mızmız Bertuğ’un kapanışı nasıl yapacağı konusunda ciddi endişelerim var!)
  • UYKU SAYISI: Uzuuun bir müddet 3 gündüz uykusuyla devam etmiş ve o sallanarak uyunan dönemde, sabahtan akşama 3 gündüz, 1 gece olmak üzere 4 uyutma seansı, 4*3=12 kez bebek uyutma matematiğinden hem akıl, hem bel ve sırt sağlığımın bozulmasının etkisiyle edilen “Allahım ne zaman azalacak bu gündüz uykuları ne zamaaaaaan? Niye zırt pırt uykuları geliyo bu serserilerin yaaawww!” serzenişlerimin bugün “Yavrum sizin hala uykunuz gelmedi mi? Kaç saat oldu hala ayaktasınız bu ne enerji yahu? /  Niye azıcık uyuyup uyandınız şimdi evladım, neyse akşam üstü bi kere daha uyuturum ben sizi görürsünüz!” şeklinde güncellenmesi de sanırım bu evrenin önemli gelişmeleri arasında sayılabilir. Geçen 5 ayda kademeli olarak uyku sayısını önce 2’ye, kısa bir süre önce de 1’e düşürdünüz. Bu düşürme aşaması da pek sancılı oldu -neyimiz sancısız bizim diye sormadan edemiyorum?- Şöyle ki, bu geçiş süresinde, 2 uyku fazla, 1 uyku az geliyordu. Hani aşağı tükürsem, yukarı tükürsem durumu. Hatta iki ucu kakalı değneğin ta kendisi. O dönemi atlatana kadar birkaç sinir krizim oldu. Evet.
  • KAVGA: Evet kavga. Hayatın bu yaman gerçeğiyle bu kadar erken tanışmanızı istemezdim yavrularım ama ne yapalım ki bu doğal süreçte herşey gibi bu da kendiliğinden oluverdi işte. Eşitlerinizle mücadele etmeyi öğrendiniz tebrikler. Yalnız mücadele deyince, çaba göstermek, emek vermek gibi anlamlar çıkıyor; öyle vırtta zırtta ağlayıp zırlayarak annenin yanında soluğu almak, ispiyonlamak, anneden medet ummak değil, rica edicem.
    Bu kavga mevzuu, bu level’ın ve bir üst level’ların en önemli dert unsuruymuş zaten aldığım istihbaratlara göre. Sizden büyük ve birden fazla çocukları olan kimle konuştuysam ortak yakınma, kardeş kavgaları. Bizdeki kavga türleri şimdilik oyuncak, emzik, battaniye, suluk kavgaları, sinirlenince ısırma, ilgilenilen objenin başında “Sen çekil ben bakıcam!” itişmesi şeklinde. İlerde ne gibi çeşitler eklenir bilemiyorum :/
  • OYUNCAKLARI AMAÇLARINA UYGUN KULLANABİLME: Arabayı ileri geri sürüp “hınnn hınnnnnnnn” sesleri çıkarma, bardağı alıp “hüp hhhüüp” diye içiyor taklidi yapabilme gibi. Ama tabi hala kavanoz kapaklarını kafaya şapka diye oturtmaya çalışma, küçük parça takma oyuncakları emzik gibi ağıza tepme gibi saçma davranışlarınız da yok değil…
  • KOLTUK TEPESİNE TIRMANMA: Bunu keşfetmeniz hiç iyi olmadı çocuklar! 😦 Şu an oturduğumuz evin salonu, hergün saygıyla andığım müteahhit, mimar, mühendis (her kimse artık) tarafından, ortasında iki basamakla ikiye bölümlenmiş şekilde tasarlanmış. Salona giriyorsunuz, yarısından sonra basamakla diğer bölüme iniyorsunuz. Be mübarek adam, bu evi böyle değişik olsun diye tasarladın iyi güzel de, Koca salonu ikiye bölerek kullanım alanını daraltmış olmanı tamamen kenara koyarak diyorum ki, çoluklu bebeli aileleri hiç mi düşünmedin be insafsız? 😦 Bu çocuk yürüyecek koşacak, o merdivenden düşmeyecek mi, o yükseltiye kafayı gözü çarpmayacak mı?

    Bu sitede oturmakta olan her bebekli aile gibi biz de bu odaya kendimizce çözümler getirmeye çalıştık. (Genellikle tehlikeli dönem geçene kadar aileler bu odayı kullanmamayı tercih ediyor olsalar da, biz eşya düzeni nedeniyle bu odada kalmak zorundaydık, oturma odası babanızın çalışma odası çünkü.) Özlem teyzenizin önerisiyle (ki onlar da aynını yaptı), salonun alt kısmında olan oturma grubunu ön kısma alıp, koltukları arada hiç geçiş kalmayacak şekilde yerleştirmek, oyun alanını aşağıya bırakıp o bölümü odanın ölü kısmı haline getirmek. Böylece salonun ilk yarısını küçük bir oturma odası haline getirdik, arkadaki kısımda bulunan oyun alanınıza geçişleri hoplama, zıplama, dağ tepe aşma ile bir şekilde hallettik, bir kaç hafta öncesine kadar. Ama gelgelelim siz artık kanepelerin üstüne çıkmaya başladınız?! Bu, hemen çözülmesi gereken büyük bir tehlike, zira ortada set olarak duran koltukların üzerinden arkaya düşmeniz çok büyük bir kazaya sebep olur. Bu durum için günlerce gecelerce babanızla kafa patlattık, onlarca çözüm önerisini ele aldık, ölçtük, biçtik, tarttık, doluya koyduk, boşa koyduk, az gittik, uz gittik… Yok. Bu odayı artık kullanmayacağız, başka bir akılcı çözüm yok. Çalışma odası ile eşyaları değiş tokuş yapıp oraya taşınma ihtimali de var tamam ama her iki odanın eşyalarını düşününce bu öyle tantanalı ve büyük bir mesele halini aldı ki, gündüzleri siz uyanıkken odanın kapısını kapatıp koridorda oturmayı bile göze aldım. Babanız gelince koşullu salıverme ile bırakılıyorsunuz odaya. Zaptedilemeyecek kadar cozutursanız da hep birlikte antreye çıkıp uyku saatinize kadar geri sayım yapıyoruz. Bu saçma sapan hallere, yakında bu evden taşınma durumumuz olduğundan katlanıyoruz aslında. Bir sonraki yazım muhtemelen taşınmayla ilgili olur…

  • MAKİNE KURCALAYABİLME, DÜĞMELERE BASABİLME: Bulaşık, çamaşır makinesi, bilgisayar, telefon gibi alet edevatları bozmaya, kırmaya, işlevdışı duruma getirmeye yönelik her türlü hareket itinayla yapılır. Bu konuda fazla söze gerek yok, yaptıklarınız yapacaklarınızın teminatıdır…
  • GÜLCE’NİN SAÇI: Kızımın üstten, minik bir tutam şeklinde toplanacak kadar saçı uzadı. Evet bence bu da bir gelişme.
  • UMUT VAADLERİNİN BİTİŞİ: “Şu ay gelsin işin kolaylaşacak, bu zaman gelsin rahat edeceksin” cümleleri gitgide azalmakla beraber, “Amaaaaaaannnnn bacım, sanki büyüyünce dertleri bitiyo mu, dertleri de büyüyo vallaha!” yakınmalarının sayısı hızla artmakta. Bişey değil, insanın çocuk büyütesi gelmiyor. Bonsai yetiştirir gibi minik saksılara ekip sizi, minyatür minyatür bırakıcam sonunda o olacak.

    Yine de evvelden kulağıma çalınmış “En tatlı zamanları 18.ay…” dönüm noktasıyla, “Üç üç. Üç yaşa getir, olayın bitecek…” ütopyasını büyük bir umutla ve hasretle beklemekteyim. Sevenlere, soranlara, okuyanlara, gülenlere, ağlayanlara selam olsun…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Reklamlar

13 thoughts on “BEBEKLİKTEN ÇOCUKLUĞA GEÇİŞ EVRESİ/Phase of the Transition From Infant to Toddler (Burayı atıyorum tabi ki, bilimsel bi makale gibi görünsün diye)

  1. Yaaaaaaa fotoğraflardaki o şirin bereleri nerden aldın bayıldım…

    çamaşır makinesi çalışıyor diye brbirleriniçağırmaları anlatımına bayıldım ne tatlı kadınsın yaa:)

    BAzen annem şikayet ediyor mutfağın heryerini döktü karıştırdı diye 🙂 senin bıdıkların fotoğraflarını göstermeli :))

    Allah sağlık neşe versin ailecek hepinize 🙂

    • öhömmm öhöömmm şapkalarımız, patiklerimiz ve bilimum örgü işlerimiz annemizin alameti farikasıdır loveandsmile teyze, ahanda linki de şurda :))) http://www.orgukulubu.com

      Sağol canım yaa utandırıyosun napiim deliliğe vuruyoruz işte zaman geçmiyo yoksa :))
      Evet annene bizim evin hallerinden bahset bi daha hiç sesi çıkmaz garanti 🙂

  2. Ya salon cidden tehlikeliymiş umarım bir an once bulursunuz çözüm, korkuluk yaptırsanız ahşap kapılı falan olmaz mi acaba bide üç tane birbirlerini kışkırtma ihtimalleri çok yüksek:)) allah yardımcınız olsun diyip çekiliyorum hahaha olmadı al gel bana yerleş diyicemde çok uzak

    • Biz size yerleşsek siz evi terkedersiniz Burcucum :))))) evet yaa cidden tehlikeli, gündüzleri o odaya hiç sokmuyorum artık, taşınıcaz diye idare ediyorum yeni evde onlara göre bir düzen kurucam inşallah…

  3. allah yardımcın olsun diyim ilkin 🙂 ama çok şekerleeerrr.resimlere bayıldım.allah bağışlasın.böyle resimlerde pek bi şirin olup özendiriyolar valla.’sadece çekmecelerle ve uslu uslu oynuyoruz’ imajı 🙂

    • ahhh ahhhh öyle göründüklerine bakmaaaa bakmaaaa ne çekiyorum bu zibidilerden! Zaten bi misafirin falan yanında da pek uslu duruyolar herkes inanıyo gizli kamera yerleştirmeyi düşünüyorum eve 🙂

  4. bayılıyorum ben bunlara, kızımx3 olarak izliyorum, gülüyorum ama tabii size sormalı ama şöyle bakarsak ikişer yaş aralı üç çocuğun en kritik dönemi toplam 6 yıl sürecekken sizinki çok zor olsa da iki yıl sürecek Allah kolaylık ve sağlık versin, sevgiler…

  5. Yine keyifle okuduğum, çok ince bir anlayışla kaleme alınmış yaşanmış bir hikaye 🙂 O kadar eziyetli bir dönem bu kadar mı keyifli anlatılır. Kalemine sağlık…

  6. En uzak hedefi ben vermisim bak 10. Yas demistim :))) ben bu bebeleri seviyorum. Senin ozverini, sabrini,enerjini ve anlatimini da seviyorum. 4 gun once kedim zeynep dogum yapti, 5 enik 🙂 zeynep’i izlerken hep sen geliyorsun aklima 🙂 tabi bir degil ama insanda da hayvanda da annelik gudusu ayniymis 🙂 hepsi birden viyakladi mi yasadigi panik, caresizce o bebe yumaginin ustune cokup sarilip yalamasi, memelerini daha cok gerip hadi gelin emin de susun tavri, bebeler memede uyuyunca yavasca dogrulup, en ufak seste adimini atamayip oylece durup uykuya dalisini beklemesi, kostur kostur iki mama yiyip gerisin geri gelmesi tek siraya dizip tek tek popolarini temizlemesi uzar gider 🙂 hep seni getiriyor iste aklima! 🙂

    • Canım yaaa :))) doğuracağını biliyordum takip ediyorum ig den ama doğduklarını kaçırmışım. Demek beşizleri oldu Zeyno hanımın Allah analı babalı büyütsün şekerim 🙂 Yaa sen öyle anlattıkça nasıl merak ettim ama gözümde canlanıyor da bir hayvanın içgüdüleriyle nasıl da büyük beceriyle tüm bu işleri yapmasını düşünüyorum, aslında bizden de yeteneklile değil mi, ben bebeklerle ilk başbaşa kaldığım anı düşünüyorum da, zaten ilk birkaç ay bir odada onlarla yalnız kalmaya bile korkardım, 1 dk yalnızlık olsa hemen yırtınmaya başlardım çabuk biri yanıma gelsin yalnız bırakmayın beniiiii diye :))) Öpüyorum heeeeepinizi birden 🙂

Haydi sen de bir şey söyle :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s