1’E ÇEYREK KALA

Çeyrek ifadesi tamamiyle laf gelişidir. Çok yaklaştı anlamında. Yoksa 1 yaşınıza çeyrek falan yok. Zaten neye göre çeyrek? Yıla göre mi, aya göre mi, haftaya göre mi? Yaklaşık 1 ay var doğumgününüze. O zaman saat gibi düşünsek 1’e 5 var daha bi doğru oluyomuş bak. (Saçmalamayı bırakıp konumuza dönsek iyi olur).

En son bi bakıcı daha eskitmiş, üzerine çarpı çekmiştik. Bu kuşu da elden kaçırınca kaldık mı ortada dımdızlak? Şimdi harıl harıl yardımcı aranıyor. Aranıyor da, yok arkadaş, yok! Ya bizim istediğimiz kriterlerde olmuyor adaylar, ya da 3 bebeyi duyan mazallah deyip kaçıyor! Ne belalı tiplermişiniz be 🙂

Son yardımcının çocuğu ile ilgili yaşanan sıkıntılardan sonra gidişine üzülmemiş, hatta sevinmiştim bile. Sırf işim görülsün diye sıkıntılı bi hayatı yaşayamam. Gözümü kırpmadan gönderdim. Bu defa ‘ya yenisi bulunamazsa?!’ kaygım da sıfıra yakın, ne cesaretleyse? Daha önce de söyledim, hep söylüyorum, ben evimin içinde bir yabancıyla dipdibe yaşamak is-te-mi-yo-ruummm! Bu yüzden yalnız kalışım sıkıntılı bir mutluluk bile veriyor bana. Bir nevi Stockholm sendromu…

Sanki düğmenize basılmış gibi, yardımcının ayrılmasının ertesi günü, hepinizin birden diş çıkarma atağı yapıp, ishaller, ateşler ve mızmızlıklar içinde beni sınamaya kalkışınız da takdire şayan doğrusu! Azıcık bekleyeydiniz bari, bi intibak süresi tanıyaydınız bana, ama yooook… Bismillah deyip beni kederden kedere, ızdıraptan ızdıraba sürüklediniz, daha yalnızlığımın ilk gününde, ama bu kadar da vicdansızlık olmaz ki!

Herşeye, her sıkıntıya dayanıyorum, göğüs geriyorum, sabır gösteriyorum daaa, şunu biliyorum, bu ağlamalarınız beni tımarhanelik edecek birgün. Ağlama, mızmızlanma seslerinizden nefret ediyorum! Çevremdeki herkesin, buna verdiğim tepkilere şaşırıp “Yahu ağlasınlar ne olacak, niye strese giriyosun ki bu kadar?” demesi yok mu, asıl anlamadığım konu da bu, ağlama gürültüsüne duyarsızlaşması gereken asıl kişi olarak epey geride kalmışım sanırım, herkes mi alışmış yani? O haftanın teması da bol ve sebepsiz ağlamalı anne çıldırtmacaydı. Neyse ki o level’i da game over olmadan geçtim çok şükür…

Yardımcı eksikliğinde babaanneniz geliyor yardıma, yedek oyuncu olarak. Yeni biri bulunana kadar. Yarım gün kadar bizimle kalıyor. En azından kahvaltı, ilk uyku, öğle yemeği ve öğleden sonraki uyku fasıllarınızı birlikte atlatıyoruz. Bu seramonilerden sonra bana düşen, siz uyandıktan sonra babanız gelene kadar olan zaman diliminde dibinizden ayrılmayıp gönlünüzü hoş etmek. Bu basit görünen iş bile gözünü saatten ayırmaya yetmeyecek kadar stresli!

1 yaşınız laylalaylalay diyerek hoplaya zıplaya gelirken biz de boş durmuyoruz elbet. Bazı hazırlıklarımız var. Tabi hazırlıklar deyince öyle büyük beklentilere falan girmeyin lütfen. Sizin gibi zor çocuklarla, öyle renkli organizasyonlara imza atacak durumda olmamamız hasebiyle, mecburen evde, aile-eş-dost arasında mütevazi bir kutlamayla geçecek ilk doğumgününüz. Yine de kendimizce heyecanlar katıyoruz işte gariban usulü, size özel doğumgünü kıyafetleri sipariş ettim mesela. Bu kadar. Aklıma başka birşey gelmiyor ne yapayım 🙂

Tesisimizde; klimalı, hamaklı uyku odası, oyun ve aktivite merkezi, nezih yemek salonu, kapalı otopark ve en fazla iki yataklı odalarımız mevcuttur. Bilgi ve rezervasyon için …. 🙂

Anneannemizden döndüğümüzden bu yana sizinle ilgili de ışık hızında gelişmeler oluyor bu arada. Fiziksel aktivite anlamında epey fark attınız, kapılardan duvarlardan, masa sandalye bacaklarından tutunmak, anne baba paçasını donunu çekiştirmek suretiyle ayağa kalkma çabalarınız görülmeye değer (hele bir de bu çabalar anne-baba için anlık bir talihsiz kazayla neticelenirse magazinel bir boyut bile kazanabilir, an meselesi). Oturmaya da başladınız örneğin. Oradan buraya gelirken hala balık gibi yanyana yatar haldeydiniz, bu anlamda büyük bir gelişme oldu işte. Emeklemede ise kısa zamanda çığır açtınız, koşma seviyesine getirdiniz. Koridordan döndüğü görülen bebenin 3 saniye sonra hangi odaya giriş yaptığını bilemiyorsun. Eskiden koloni halinde kaplumbağa sürüsü gibi yanyana ve bir odadan dışarı çıkmayı akıl edemez halde dolanırken, şimdilerde her oda fıkır fıkır bebek kaynar oldu. Evin her köşesinden çocuk toplayıp, ilk yakaladığım bebenin, ben sonuncuyu bulup getirene kadar yeniden kaybolması konularına filan hiç girmiyorum bile… Yorucu olsa da güzel gelişmeler bunlar.

Tabi bizim evde -aman sakın mutlu olmayalım diye herhalde- her güzel gelişmenin can sıkıcı bir eklentisi olduğundan mütevellit, bu gelişmelerinizin ve evdeki bu hareketliliğin doğurduğu sonuçlar da oldu. İşte bu dönemin kabusu:  Bi bakıyorum Bertuğ çekmeceye parmaklarını sıkıştırmış feryatta, arkamı dönmemle Egemen dolabın kapağına elini kaptırmış, diğer eliyle de kapağa bastırıyor. İkisini alelacele kurtarayım derken Gülce yerden bulduğu bir peçeteyi ağzına tıkıp boğulma tehlikesi geçiriyor! Onun ağzını temizlemeye çalışırken Bertuğ sandalyeye tırmanıp hoooop sandalyeyle beraber yere yıkılıyor, tabi hemen yanındaki Egemen’i de devirerek. Üstüste düşüp vıyak vıyak bağırışan bu zibidileri kurtarmaya çalışırken Gülce yere devrilen sandalyenin üstüne çıkmaya çalışıp kafasını masaya çarpıyor. Onu susturup sandalyeyi düzeltmeye çalışırken, hoooop başa dönüyoruz, Bertuğ parmaklarını çekmeceye, Egemen elini dolaba sıkıştırıyor, Gülce onun gözyaşlarını sildiğim peçeteyi kapmış yemeye çalışıyor…

Ya kendimi klonlayıp herbirinizin peşine ‘bir kendimi’ takıcam, ya da sizi oyun alanına hapsedip evdeki serbest dolaşım hakkınızı elinizden alıcam.(Oyun alanından daha önce bahsetmiş miydim bilmiyorum, bende kafa bırakmadığınız için ne daha önceki yazılarda bundan bahsedip bahsetmediğimi hatırlayabilecek ne de geri dönüp kontrol edecek halim yok, yeniden anlatayım en iyisi). Eskişehir’deki son günlerimizde, emekleme ve kapı,-koltuk tutunup ayaklanmalarınızın ilk günlerinde bir hayli sıkıtı yaşamıştım. Uyanık olduğunuz her an her saniye kendimi size adamış sadece ve sadece sizi en yakın mesafeden takip etmek zorunda kalmıştım. Çünkü o acemi günlerde iki hareketinizin birinde düşüp kafanızı gözünüzü bir yerlere çarpıyordunuz. Ciddi kazaların eşiğinden bile döndük bu yüzden. E tabi takip edilmesi gereken 3 çocuk söz konusu olunca, bu benim için yeni bir bunalım sebebi olmuştu. Oturmalara ben işte taa o zaman veda etmiştim. O gün bugündür peşinizdeyim.

Twitter’daki arkadaşlarımdan @codeluna (filiz) ile bir sohbet sırasında oyun alanı oluşturan plastik çitlerin satıldığından bahsetti bana. Filiz’in de ikiz kızları vardı 2 yaşında. Sonra kendi oyunalanlarını artık kullanmadıkları için bana hediye etmek istedi. Pek de ucuz olmayan bu hediyeyi başta kabul etmek istemedim ama öyle ısrar etti ki kabul etmek zorunda kaldım. Vakit kaybetmeden kargoyla bize postaladı ve evimize geldiğimiz ilk günlerde hemen oyunalanımızı kurma şansı elde ettik. İşte bu benim için kelimenin tam anlamıyla “hayat kurtarıcı” oldu. O sınırlardan çıkamayacağınızı ve kendinize zarar vermeyeceğinizi bilerek yanınızdan ayrılabilmenin güvenini bu oyuncaklar sayesinde yaşadım. Filiz’e minnettarım, hem bu fikri hem de bu oyuncakları bizimle paylaştığı için.

Hatta ayakta durma, sıralama, tutanarak ilk adımları atma gibi gelişmeler hep bu çitler sayesinde birkaç günde oluverdi! Gelişiminiz anlamında da katkıları büyük. Ama gel gelelim, biraz ayaklanıp, adımlar atmayı, hızlanmayı öğrenip palazlanan bebelerim, artık dünyalarının bu çitlerle sınırlandırılmasına sinirlenmeye ve cazgırlık yapmaya başladı. Başta yanınızda ben ya da babanız olmaksızın o alanda durmamaya başladınız, sonrasında yanınızdaki refakatçinize rağmen “çitleri aşıcaz” diye olay çıkarmaya… Sıkıldınız yani bir müddet sonra. Ben de çaresiz, evin diğer kamusal alanlarını kullanımınıza açmak mecburiyetinde kaldım, kaldım ama sonuç yukarıda anlattığım o olaylar silsilesini de beraberinde getirdi.

Artık sizden gerçekten sıyrılmak zorunda olduğum anlarda bırakıyorum sizi oyun alanınıza. Gerçek acil durumlarda. Onlar da küçük zaman dilimleri oluyor. Zaten mekan neresi olursa olsun sizi uzunca bir müddet başbaşa bırakmak çok tehlikeli. Çünkü her fırsatta birbirinizi çekiştirip düşürüyor, birbirinizi gözüne burnuna parmak sokuyor, saçını başını çekiyor, tırnaklıyor, elinizdeki sert bir oyuncakla vuruyor, sonuç olarak birbirinize bilmeden zarar veriyor ve ağlatıyorsunuz. Hakem olarak aranızda olmak zorundayım her an. Ama artık yardımcı filan olmadığı için ve -hadi ev işleri için haftalık birilerini ayarlamış olsak bile- yemek hazırlama, ortalık toparlama vs. gibi işlerde yanınızdan ayrılmak zorundayım zaman zaman. Hiç birşey olmadı tuvalete gitmem gerekiyor yahu! Her an dibinizde gezemem ki ben sizin…

İşte sadece, bu civcivli ev ortamında sizi tehlikelerden korumaya çalışmak bile beni yıpratmaya yetiyor da artıyor. Bir de bunun yedirmesi içirmesi, o yemeklerin hazırlanması, günde bilmem kaç defa kaka temizlenmesi, uyutması, banyo yaptırması, tırnak kesmesi, biberon yıkaması, çamaşır makinesi çalıştırması, ütü yapması var. Herşey çarpı üç… Sabahın köründen gecenin yarısına kadar hiç oturmadan geçiyor günlerimin çoğu. Pek azıysa -biraz şanslı olduğum zamanlarda- yarım saat filan dinlenme fırsatı bularak. Baş döndürücü. İnsan herşeye alışıyor gerçekten. Ama sinirsel yıpranmalar için alışma ve duyarsızlaşma yok malesef. Katlanarak birikiyor. Bunun için üzülüyorum…

Güzel bir gelişme konuşma çabalarınızdan geldi. Öyle şeker bıcır bıcık lakırdılarınız var ki. Anne baba kelimeleri tam olarak biliçli ve amaçlı bir şekilde çıkamadı ağzınızdan henüz, taklit ederek söylüyorsunuz sadece. Gerçi son bir kaç gündür Bertuğ beni görünce ‘annnnniiiiii!’ diyor, Gülce ‘ınnnnneeee’... Egemense onlar gibi yalan yanlış söylemektense hiçbirşey dememeyi tercih ediyor 🙂

Hayatımızın en(ya da tek) renkli zamanları, babanızın evde olduğu tatil günlerinde gezmelere gidişlerimiz. Hava koşulları ve sizin uyanıklık saatleriniz el verdiği sürece kendimizi dışarı atıyoruz hemen. Tabi bizim dışarı çıkmak için harcadığımız efor ve zaman, çıkmaktan vazgeçme aşamasına gelmeye ya da kilometrelerce yürüme yorgunluğu vermeye yetiyor. Yine de sonundaki az zamanlık o keyif için katlanıyoruz o yorgunluğa. Bayramı atlattık mesela, bugün iş başı yaptı babanız, 6 günlük bir tatil vardı ve biz onun 5 gününde gezmelerdeydik. Her dışarı çıkış, çıkmaya yelteniş bir olay, her gezi bir macera, her dönüş anılar kumbarasına bir hikaye daha. İleride anlatıp güleceğiniz hatıralarla dolu bir hayatınız olduğu için şanslısınız aslında biliyor musunuz?

Reklamlar

8 thoughts on “1’E ÇEYREK KALA

  1. Ben okurken yoruldum, Allah sana bin katı sabır versin… Bizim ev bir bebekle lunaparka döndü ki seni düşünemiyorum.
    Bizim minikde “anne” dışında herşeyi söyliycek yakında; baba, bade (köpeğimiz), birazcıkda dede… O “Aniii” yi duymak için can atıyorum bende 🙂
    Sevgiyle

    • Ahhh denizcim ahh.. Ben diyim lunapark, sen de panayır. Ev evlikten çıktı. Ben de benlikten 🙂 Yaw ben annii kelimesini duydum duymasına da, bizim bertuğ farkettim de herkese anniii diyoe yaw, babaannesine , komşulara, hatta babasına bile 🙂 I-ıh bi anlamı kalmadı. Bi sonraki levılı bekliyorum :)))

    • Ah ipek, biliyorum bu kapıları, düşündük düşünmez olur muyuz, hatta eşim hala ısrar ediyor alalım diye ama bizimkileri bir yere kapatıp tutmak mümkün değil ki, yerden yere atarlar kendilerini. İşe yarayacağını sanmıyorum. Zaten 1 yaşına geldik, yakında yürümeye de başlayacaklar, tutabilene aşkolsun…

      • 5 yasina kadar tutar bu onlari.
        kendilerini kapatilmis hissetmemeleri lazim, normal bir kapı, pencere, terlik, buzdolabi gibi kullanman lazım. sürekli olan şeye alışırlar. neticede giderek ev onlar icin daha tehlikeli olacak. bence, eşin haklı…
        dublex evde oturanlar, hayvan besleyenler surekli kullaniyor bu kapilari ve evin normal bir parcasi olduguundan cocukklar da yadirgamiyor.

        • Ayy ne biliyim ipek yaa bunlara işler mi bilmem ki ben korkuyorum bu çocuklardan vallahi bak! 🙂 SAbah eşim işe giderken arkasından ağlayasım geliyo bunlarla yalnız kalıyorum diye :)))

          • yürekten anlıyorum seni.
            en samimi arkadaslarimdan biri ikiz annesi. “en guzel gun pazartesi’dir, cocuklari bakiciya birakip işe gelmek, sicak cay icmek super” diyordu
            adamakıllı cocuk bakmak-büyütmek çok zor.
            damdan dusen halden anlar bacım…

Haydi sen de bir şey söyle :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s