“Biz de Ergen Olduk Oğlum/Kızım!”

Uygun bütün zamanlarda üşengeçlikten ölüp, en olmadık saatte uzun ve detaylı işlere bir anda kalkışıvermem çok meşhurdur benim. Bugün de “Hadi bu gece erken yatayım bari…” (00:30!) diye yatmaya hazırlandığım bi anda kendimi eski eski eski eşyaların olduğu dolabı düzenlerken buluverdim. Öyle kıyafet pılı pırtı eskisi değil. Uzun bir zaman dilimine ait, anısı olup da bir kenara özenle kaldırılmış dökümanlar topluluğu. Yoğunlukla lise dönemi. Yakın arkadaşlarla-kankalarla yazışmalar, mektuplaşmalar, aşk(!) acıları, özel defterler, şiir, kompozisyon denemeleri….. Ergen döneme ait olabilecek ne varsa yani. Uykumu filan unuttum, hazır evdeki 4/5 lik nüfus çoktaaan uyuyup el ayak çekmişken yayıldım salonun ortasına, on beş yıl öncesine bi gittim de geldim…

Ben bu anı koleksiyonuna 6-7 sene önce de üstten bir göz atmıştım aslında. O zaman da şöyle bir yan yan gülümseyişle, yarı alaycı, yarı ‘hey gidiiii’ci bir ifadeyle hızlı hızlı okuyup, kaybolmalarına, yok olmalarına kıyamayıp yine özenle yerlerine geri koymuştum. Yıllar yıllar sonra yeniden bakma ihtiyacıyla. Aradan yine bir o kadar yıl geçmişken aklıma esti, elime geçti, bugün yine gözüm gezdi üstlerinde. Ama bu defa zerre sempati duyamadım çoğunluğuna. Baştan sona herşey o kadar o kadar o kadar saçma ki! Bu güne kadar sağ salim taşınmış olmalarını aklım almadı hatta? Niye saklanır ki bunca ıvır zıvır? Bugünkü tepkim geçen seferki kadar şefkatli olamadı ne yazık ki, pek çoğunu yırtıp çöpe gönderdim. ‘İnsanın değerlerinin değişmesi’ ne kadar korkunç bir şey! Bu yazının ana konusu işte bu…

Biz lisedeyken harika bir sınıfımız, çok şanslı olduğumuz sınıf arkadaşlarımız, tarifsiz mükemmellikte dostluk yaşadığımız mini bir grubumuz vardı. Öylesine ‘şeffaf’tık ki birbirimize, bir daha asla kendi kendime bile o denli şeffaf olamayacağımı çok iyi biliyorum. Bugün o anılara gidince daha da iyi anladım…

Yazışmayı, notlar tutumayı, mektuplaşmayı ÇOK severdik. Bugünkü karşılığı mesajlaşma ve mailleşme yani. Ama tadı başkaydı o kalemin- kağıdın geyiklerine hiç girmiyorum.

Bir sürü bir sürü mektup çıktı. Öyle önemli, haber değeri taşıyan hayati mektuplar değil. Alakasızca nedenlerle, alakasızca konularla doldurulmuş geyik yazıları çoğu. Mesela o zamanlar üniversite öğrencisi olan alt kat komşumuzun kızı. Mesela bir nedenle bir süreliğine şehir dışındaki akrabasının yanına gitmek zorunda kalan mahalle arkadaşım. Staj günlerinde, farklı yerlerde çalışıyoruz da ayrı kalıyoruz diye, bulunan her boşlukta kankalara yazılmış tırı vırı mektuplar. Ne zaman alıcılarına veriliyordu o mektuplar? Tabi ki okul günü gelince görüşüldüğünde. E o zaman anlatabilirsin zaten olanları, ne diye mektup okutuyorsun ki? Olmaz, bu bambaşka birşey…

Dershanenin sevimli rehber öğretmeni mesela. Onunla bile mektuplaşmışım. Yazışmalı bi terapi almışım adamdan çok kısa bi süre. Ona yazdığım mektupların da kopyası duruyormuş hatta, aman Allahım, o yakınılan dertlerin, edilen isyanların, sanki dünya üzerinde ilk kez kuruluyormuş havasında klişe felsefi sözlerle yapılan giderlerin saçma sapanlığı! “Kimse beni anlamıyo!”ların değişik versiyonları…

Ders sırasında hocaya çaktırmadan minik kağıtlara yazılıp da gizliden birbirine uzatılan minik not kağıtları mesela. Onlar bile duruyor. “Bilmem ne dersi notları var mı sende?” diye bi başlıyor, tv deki bilmem ne yarışmasının yarışmacılarının giydiği rüküş kıyafetin yorumlarıyla son buluyor. Geyik değeri var. Kıyılamamış saklanmış. Neler neler neler…

Herkeste klasik bir aşk acısı mevcut. Bir görevmişcesine. Herkes biraz arabesk, biraz özgün. Ama hep aşktan sürünme kafası. Arada isimler değişmiş ama hiç boş kalınmamış. Hiç aşk acısının yaşanmadığı bir dönem geçmemiş mesela kimsenin hayatında. Zaten bizim zamanımızdaki aşklar kavuşmasız mutluluklar şeklindeydi. Sanki hiç kavuşma amacı da yokmuş gibi, şimdi bakınca. Amaç o melankoliyi yaşamakmış da, e ona da bi kılıf bulmak lazımmış, dönem dönem birilerine aşık olup olup o boşluklar doldurulmuş gibi. O şahıslar hep etkisiz elemanmış çünkü, yazılardan görünen o ki. Somut yaşanan birşey yok. Monolog okur gibi. Ergenin iç dünyasında başlayıp biten bir romantik aksiyon dram komedisi. Tek kişilik gösteri. ‘Adı geçen isimler hayal ürünüdür, gerçek hayatla bir ilgisi bulunmamaktadır’ dipnotu gibi sanki. Bi ara genç bi öğretmenimize aşık olmuşum ben mesela, notlardan anlamaya çalıştığım kadarıyla. Adamcağızın adı bile aklımda yok, yüzü bile hafızamda değil şu an. Tarif olarak, dört çocukla kocasından dayak yiyip kapı önüne konmuş, gidecek yeri olmayan gariban çilekeş kadın yoğunluğunda bi dertlenme, ama gel gör ki tavşan dağa küsmüş dağın haberi yok gerçekliğinde, sadece bir sayfada karşıma çıktığına göre de çok kısa sürmüş sürreel bir oluşummuş.

Ergenlik dönemi, insan hayatı kronolojisinin yüz karası bence. İnsan denen mekanızmanın mavi error ekranı gibi. İnsana acizliğinin ispatı olarak gönderilmiş ilahi bir ibret gibi adeta. Hani “bu da burada dursun” denip, büyüyüp adam olup da artizlendikçe, çeşitli şekillerde burnuna sokularak gazını almak amacıyla yaşatılmış ömür defosu. Bir dönemin baştan sona bu denli saçma sapan olmasının başka bir amacı olamaz diye düşünüyorum ben şahsen.

Notların bi yerinde bi cümle beni saçmalıklarla alay etmenin de ötesinde inanılmaz sinirlendirdi örneğin. Rehberlik hocama yazdığım mektubun bir satırında “Babamın bana olan nefreti….” gibi bi cümle geçiyo! Tövbe bismillah tövbe estağfurullah! Bunlar malum olsa adamcağızın yerinde kemikleri sızlar yemin ederim! Ne nefreti, ne düşmanlığı???! Tamam, her genç kızın ana babasıyla yaşayacağı ortalama zıtlıkları biz de yaşadık doğanın bir kanunu olarak, ama sen nasıl bir ruh dünyasındasın da bunları nefret diye algıladın a hasbam?! Bu neyin kafası diye sorarlar adama?! Babam hayatta olduğu, yanımızda olduğu her an, kendini çocuklarını yaşatmaya ve kollamaya adamış fedakar bir baba ikonu oldu gözümde hep. Bu gerçeği, ergen yaşımın depresif kurgulu hayal dünyası bile değiştiremez. Babama iç dünyamda böyle küçük çaplıda olsa bir iftira atmış olmanın vicdanı yükü bir yana, diğer taraftan oturup uzun uzun düşünmeden edemedim. Demek ki gün gelecek, çocuklarımızın da benden/bizden nefret ettiği, onlardan nefret ettiğimizi, onlara garezimiz olduğunu sandıkları bir dönem olacak! Bu hemen hemen kaçınılmaz! Bir o kadar korkunç, sinir bozucu, kahredici! İnsanın evladından nefret etmesi mümkün mü? Hay ben o, sanki birkaç sene farklıymışız gibi durduğu halde, aslında bir kuşak fark atan ana-baba-çocuk kutuplaşmasının içine tüküreyim!

Ergenlik ne kadar da melankoliye düşkün bir dönem aslında. Sürekli duygusal bir batış isteği. Ve o batıştan duyulan haz! Kahkaha atasım var şimdi buna. Zira Bertuğ’la daha dün aramızda geçen şu komedik diyaloğu hatırlatıyor bana birebir:

-Anneeee ışığı kapatabiliy miyim?

– Hayır oğlum, niye ki?

– Çünkü ben kayanlıktan koykmayı çooook şeviyoyummmm!

Şimdi 2-3 yaş bebelerine ‘erken ergenlik‘ diye bir dönem ve rol biçti ya pedagoglar, o önermeyi doğrulayabilir nitelikte bişey olmuş bu da belli ki.

-0-

Bugün 30 yaşındayım. ilk 5-6 yılı saymazsak, düz hesap 25 yıllık hayatım boyunca, yazmayı, tarihe not düşüp dökümantasyon saklamayı hep seven biri oldum. Ama bu sevgilerim hep kısa ömürlü oldu. Her döküman grubunun raf ömrü kısa oldu desek daha da doğru olur. İlkokulda, ortaokulda, lisede hep günlük, geleceğe notlar formunda defterlerim oldu çeşit çeşit. Ama hepsi bir sonraki duygusal ve zihinsel gelişim sürecimde mevzuata aykırı bulunarak imha edildi. Bugün de kendime ait erişilebilen en eski tarihi belgelerin pek çoğunu yok ettim. Daha az saçma bulduklarımı da, gelecekte birgün yeniden okuyup yüreğimi sızlatmak isteğiyle rafa kaldırdım. Kaç yıl daha dayanabilirler bilinmez. Hatta bazen bu blogun da, şöyle bi 15-20 sene sonraki aklımla “bu ney yaaaawww!” olarak bulunup bir darbeye maruz kalacağından korkarak yaşıyorum! Her 5 yılda bir değer yargılarını gardrop yeniler gibi yenileyen bir birey olduğumdan; 15 yaşım şimdime göre ergenlikse, 50 yaşında 30 yaş ergenliğimin ürünlerine burun kıvıracağım kuvvetle muhtemel. Bugüne kadarkilerin yedeğini alıp kocama teslim edeyim bari, kendime güvenemedim şimdi bak!…

Reklamlar

Haydi sen de bir şey söyle :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s