2’YE 5 KALA…

Uzun zamandır buralarda görünmeyişimin bazı geçerli mazeretleri var elbette. Gerek kış sezonun girmesiyle ‘Örgü Kulübü‘nün yoğunlaşan işleri, gerek yaklaşık 5 aydır yaşadığım yardımcısız hayat, gerekse tam bu döneme denk gelen ‘2 yaş sendromsal zımbırtıları’yla geçen dehşetengiz günler bu sebeplerden başlıcaları. (“Nerelerdesin huuuu, yeni yazı yok mu??” diye merak edenlere, soranlara, tık tık tıklayanlara selam olsun…)

Taşınma arifesinde yardımcımız, bazı sağlık problemlerini ve taşınılan mevkiinin uzaklığını bahane ederek, tabiri cazise ‘zırt’ diye işi bırakıp gitmişti. Sörvayvırımsı taşınma maceramızı anlatmıştım geçen yazılarda. Taşınmak, yerleşmek, alışmak ve yalnız ‘çalışmak’ epey uzun ve zorlu bir süreç oldu. Oralara girmeyeceğim. Bu yazımızın konusu, ‘geleneksel doğum günü öncesi, yeni yaşa giriş kritiği’.

2 yaşa geldik, hatta bitirdik, 3’a adım atacağız 5 gün sonra. Ama bakalım nasıl geldik, ne durumdayız? Yeni bir yaşa girmeye hak kazanmış mıyız? Geçilen yaşın hakkını vermiş miyiz, BÜT’e kalacak mıyız? Önemli bunlar, öyle hadi bakalım geç olmaz!

Şimdi şuracıkta bir ‘Yaaw arkadaş, milletin bebesi hiç böyle değil, bi bizimkiler mi böyle haydut oldu yaaahuuuu!” edebiyatı yapasım var en özet haliyle. Ama tabi hiç yoktan 3-5 izleyeni olan bi blooooogııır olarak örnek teşkil eden üslubu bozmadan bilimsel, teknik ve sosyal açıdan değerlendirmek durumundayız konuyu. İlk sorumu soruyorum o zaman izninizle “YAAAWW ARKADAŞ, MİLLETİN BEBESİNE BAKIYORUM HİÇ BÖYLE DEĞİL, BİZİMKİLER NİYE BÖYLE HAYDUT OLDU YAAAAAAHUUUUUU!!!!” (Bence bu çok sosyal yaklaşımlı bir soru)

Öhöhööömmm. 2.doğum günü öncesi ahvalımıza genel başlıklar altında göz atmayı teklif ediyorum:

  • UYKUUUU! (Her zaman-her yerde en önemli gündem maddemiz.)

En istikrarlı olduğunuz konu diyebiliriz. 3 aylıkken nasılsanız, hala aynısınız. Özünüzü bozmadınız. ‘Dün dündür bugün bugündür’ demediniz. Yaptıklarınız, yapacaklarınızın teminatı oldu hep. Sürprizlere gark etmediniz. Gönüllere taht(!)kurdunuz.

Gece uyanış sayınız hala 13 milyon ile 48 milyon arasında seyrediyor. Tabi bu başarılı grafikte, geçirilen bir kulak iltihabının ve geçen gün tesadüfen* farkettiğim ikinci azı dişlerinin çıkışının da katkısı büyük. (*Geçen gün Egemen kucağımda tam anlamıyla ‘anırarak’ ağlarken 3 metre açılan ağzında ayan beyan görüverdim çıkan ikinci azı dişlerini.  İki tane Egemen’de, üç tane de Gülce’de var. Vatana millete hayırlı olsun.)

2 senedir uykusuzluğa alışmış bir bünyemiz olduğundan, bu gece uyanışları uykusuzluktan ziyade sinir yapmaya başladı. Bilgisayarı açıp, şu yazıyı yazmaya niyetlenip, şu satırlara gelene kadar bile 5 kez gittim odanıza (Şaka değil, yalan hiç değil). Sebep bazen su içme, bazen düşen bir emzik ya da uyku tavşanı feryatları, bazen sadece bir kucaklanıverme isteği ya da sebebi tespit edilemeyen çığırmalar-UCC (unidentified crying causes) (Aaaa böyle bişey varmış baak du bakiim diyip gogıllamaya kalkmayın, ben uyduruyorum bunları.)

Uykusal alanda 2 yaşa uygun hareketler yok. Geçer not alamamışsınız yani. Evet. Devam.

  • BESLENMEEEE!!! (‘Bu tabak bitecek’ ya da ‘arkandan ağlar’ ya da ‘uçak geliyo’ sendromu)

Benim obur çocuklarım gitti arkadaş, gitti! Sabahtan akşamlara kadar, o küçücük gövdelerinin içindeki o minicik mideye nasıl sığdırdıklarını bilemediğim dozda, pacman gibi önüne ne çıkarsa hombidi bombidi mideye indiriveren, daha da yok mu diye soran, ana-baba kendi ağzına iki lokma bişey götürmeye niyetlense onu 3 metre öteden farkedip, koşup havada yakalayan bebeler gitti! İştahsızlık ne menen bişeymiş, ne tiksinç bişeymiş! Damak zevki mi oluşuyor (aslında evet oluşsa iyi olur, eski haliniz pek bi çöpçümsüydü), 2 yaş zımbırtısıyla (terıbıl tuuu) yemek masasına oturunca ana babaya haybeden laga luga mı yapılıyor (aç kalmak pahasına), dişleri mi sızlayıp iştahsız bırakıyor, yoksa bu da mı unidentified bi kategori, bilemiyorum işte. Sonuçta işler biraz bozuldu. Son zamanlarda ana öğün sayımız 2’ye düştü (genellikle). Kahvaltı ve öğle yemeği (ikindi demek daha doğru, öğle yemeği saati epey ileri kaydı). Akşam ana yemek namına bir şey yok, sırf aç yatırılmamak adına fındık fıstık, süt, yoğurt, muz, elma vs…gibi atıştırma öğünüyle geçiştiriliyor çoğunlukla. Kötü bişey mi ki bu? Bir bilen varsa beri gelse??

Besisel alanda da düşen grafik ivmesi ile geçer not alamıyor takımımız. Devam.

  • İLETİŞMEK! (Ya da iletişememek. İşte bütün mesele bu.)

24 ayını doldurmuş bir( aslında üç) bebe, hala ‘ANNE’ bile diyemez mi arkadaşşşş! ‘Baba’ deniyor, anne yok! Olaya bak! (Gerçi baba da çok bilinçli, babaya yönelik bir hitap olarak söylenmiyor rahat ol, fesatlanma.) Son günlerde takık olduğum bir mesele bu. Geyik yapamıycam üstünde. Konuşulan hiç kelime yok. Yani çok nadir denk geliveren “ver, getir” gibi şeylere benzeyen mırıldanmaları saymazsak HİÇ. ‘Anne’ yok. ‘Baba’ sadece sayıklanma şeklinde akla düştükçe. Babbabaabbabaaa gibi. ‘Dede’ de öyle. 8 aylık bebe seviyesi yani. İstekler hep “Ih ıh ıh” larla sağlanmaya çalışıyor. Haa nasıl unuturum, bir de ağlama krizleriyle tabi. Susayınca bunu tarif etmeye çalışmak yerine yerlerde ağlayarak tepinmek daha kolay sizin için. Bunların dışında, aslında sürekli bir şeyler anlatma isteği, kendini paralama, şekilden şekle girme, saçma sapan gelişigüzel uydurma sözcükler var. Bu bir belirti midir? Şafak yakın mıdır acaba? Bunu kafama takmalı mıyım?

‘Çoğul kardeşler, tek büyüyen çocuklara göre daha geç konuşur’ diye bir bilgi var elimizde. Sebebi kimilerine göre; kardeşlerin kendi aralarında özgün bir iletişim dili-yöntemi oluşturup, diğer insanlarla iletişmeye ihtiyaç duymamaları. Kimilerine göreyse; annenin ilgisinin 3’e bölünüp, çocuklara yeterli faydayı sağlayamaması. Bu bilgi anormal bir durum olmadığı konusunda yüreğe su serpici, evet. Ama öte yandan, ikiz/üçüz sahibi diğer arkadaşlarımın neredeyse tamamında, konuşma süreci tek çocuklarla aynı ilerliyor. Dönem, kelime sayısı hep aynı. Bu da yeniden bir endişe sebebi.

(An itibariyle odanıza gitme sayım 6 oldu)

Kendi aranızdaki iletişime ise diyecek yok. Birbirinizi -özellikle yaramaz bir vukuat söz konusu olduğunda- çok çok iyi anladığınız aşikar. Uyanık olduğunuz zamanın %80’inini kavga, %10’ununu ayrı takılarak geçiriyor olmasanız, hiç sözcük kullanmaz hallerinizle bile memleket meselesi halledebileceğinizden hiç şüphem yok. Kalan %10’luk zamanı da yaramazlık organizasyon toplantısı için harcıyorsunuz zaten.

(Uyanış sayısı 7 oldu)

İletişsel alanda -kendi aranızdaki diyalog göz önünde bulundurularak- yarı geçer not verildi. Yani orta. Devam.

  • EBATSAL DURUM, NİCELİK (Tıptaki adıyla ‘Nohut Oğlan’ Sendromu)

Burada söylenecek fazla söz yok. Birer ‘Nohut oğlan/kız’ benim çocuklar. Hala 1 yaş/1.5 yaş kıyafetlerin içine girebilmeniz her şeyi özetliyor. Neyse ki bunun da, prematüre doğmakla ilgili bir tesellisi var. Ama yine de yine de yine de can sıkıcı.

(Sekiiiiiz. Yazı arası çocuklara koşmuyorum yalnız farkındaysanız, çocuk arası yazı yazıyorum.)

Gelişimsel alanda zaten hiç bir zaman  geçer not alamadınız. Ama son bir iki ayda %25 persentil diliminin içinde olduğunuzu görmek yürekleri bir nebze ferahlattı. Orta not buraya da. Devam.

  • GELİŞİMSEL FAALİYETLER (Bi kahve yapın da içek!)

Bu konuda iyi miyiz, değil miyiz inanın bilmiyorum. Bu yüzden not bile veremiycem. Çünkü bunu değerlendirebilmem için uygun ortam bile bulamıyorum. Şöyle ki…

Akranınız bebelerin faaliyetlerini, becerilerini etraftan görüyorum, duyuyorum, gözlemliyorum. Boyalarla resimler mi çizenler, legolarla yapılar mı inşa edenler, anasına mutfakta bulaşık makinesi toplamada, efendime söyliyim mikserle kek çırpmada, hamur yoğurmada mı yardım edenler, kaptan kaba su boşaltıp montessori teyzeye tâbi mi olanlar dersiniz… Böyle gidiyor liste. Ben deneyince neler oldu sırasıyla yazayım, yorumu siz yapın artık:

Pastel boya verdim, 1 dakika içinde yarıları yenmiş halde buldum,

Daha kuru bi boya verdim (mum boya mıdır, nedir anlamıyorum ki bu işlerden, hani şu uzun ince olup silinebilir olanlar), ortadan ikiye üçe kırıp kullanılamaz hale getirdiniz, sonra da bunlar niye kullanılamıyo diye ağladınız,

Kuru boya verdim, uçlarını ısırmak suretiyle kırdınız, niye yazmıyo diye ağladınız. Ben kalemtraşla açmaktan yoruldum, siz yorulmadınız. En sonunda kalem küçücük kaldı, büyük kalem isteriz diye ağladınız,

Tükenmez kalem verdim, duvarları çizmeye, sıvasını dökmeye, duvarda kazı çalışmaya yapmaya yeltendiniz,

Takma oyuncaklar hep merakınızı cezbetti. Ama gel gör ki, biriniz güzel bir şekil oluştursa, bir diğeri hop diye gelip onu elinizden kaptı, ya da yıktı viran eyledi, ağladınız. Hiçbir zaman tam konsantre içinde özgürce bir mimari oluşturmaya fırsatınız olmadı,

Bulaşık makinesinin içindekileri toplamamda bana yardım etmenize fırsat verdim, biriniz kaşıkları aldı kaçtı, biri sepetin içine girdi oturdu, diğeri kapağına basıp hoop tezgaha çıkmaya çalıştı, mutfaktan sınırdışı edildiniz,

Bırak kaptan kaba su aktarmayı, su içtiğiniz suluklarla bile kendinizi ve birbirinizi ıslatmak en büyük hobinizken, öyle bi aktiviteye nasıl kalkışayım ki?

Yorumsuz…

  • FİZİKSEL AKTİVİTE (Modern tabirle ‘Hiperaktivite’, Eski deyimle ‘Totosunda Kurt Olması’)

En geçer notu alabileceğiniz madde bu, peşin peşin söyleyeyim.

Bebelerime hamileyken, -artık üç tane bebeyi bir arada görecek olmanın yarattığı şokun etkisiyle mi diyelim, bilgi sahibi değilken fikir sahibi olmak mı diyelim, bekara karı boşaması kolay mı diyelim, cahil söylemler/zanlar mı diyelim ne diyelim bilmiyorum ki-, bir yerine üçlü takım halinde gelince bebeler, zorluklarında üçe bölünüp neredeyse tek çocuğa denk olacağına dair bir sanrıya kapılmıştım. (Bu kelimeyi de ilk kez cümle içinde kullanmanın heyecanıyla sözlük karşılığına baktım, aha da halimi özetleyen en net tanım çıktı karşıma: “Uyanık bir kişinin, kendi dışında var sandığı ama gerçekte yok olan olguları algılaması, birsam, halüsinasyon”.

Bunları geçenlerde üçüz annesi arkadaşlarımla da konuştuk, böyle hayallere kapılan tek kişi olmadığımı gördüm. Çoğul bebek bekleyen bütün zavallı annelerin kapıldığı bir sanrıymış bu. Hepimizin hamileliği pek bi laylaylom, “Heheeehee bakarım ki ben üç bebeye ne var, lalaalaaa” şeklinde geçmiş.

Bu düşünce aslında, sadece çoğul bebek bekleyenlerde yok, herkeste var. Şu cümleleri duymayan bir çoğul bebe annesi var mı Allah aşkına aranızda: “Ayy seninkiler 3 tane ne güzel beraber oynuyodur, sen zorlanmıyosundur”, “3 tane olunca uslu olurlar, bizimki gibi kuduruk değildir senin bebeler” , “Allah dağına göre kar verir kardeş, bakabileceksin ki Allah 3 tane vermiş.” , “Ne tek çocuklar var 2’den 3’ten beter!“(Şu son cümleyi en çok annemden duyuyorum. Etrafında 2’den 3’ten beter çocuklar mı kaynıyo, beni teselli etmek için mi buldu bunu, bilmiyorum artık.)

Sonuç olarak hiçbir şeyin hiçbir şeye bölündüğü falan yok. Al bir çocuğu 3’le çarp. Ama uslu bir çocuk olmasın; tezgahın, fırının, masanın tepesinden inmeyen; beşiklere, kanepelere, vestiyere, kapılara, düz duvara tırmanan; oturma fonksiyonunu yemek yerken dahi kullanmayan; yatma fonksiyonunu bile gecede milyon kez uyanarak interaktif bir şekle dönüştürebilen bir çocuk olsun o çarptığın.

Kısacası totosu kurtlulukta tam puan aldınız evlatlarım. Kutlarım. Bitti.

-o-

Az geçer not aldığınıza göre, yeni yaşa girmeye hak kazanamadınız, sınıf tekrarı yapacaksınız” demek lazım ama aynı yılın işkencesini bir kez daha yaşayamam, tamam, olmuşsunuz siz, hadi güle güle…

(19 Kasım’daki doğum gününüzü, anneanne ve dayı da katılabilsin diye şubat tatiline erteliyoruz. Doğum günü hikayemizi yazmaya çok var yani. Şu anda biri ağlıyor ve ben 9.kez çocuk odasına seğirtiyorum. Herkese iyi geceler…)

87aeb5bc35d811e39bd922000a1f9cb2_7

Reklamlar

14 thoughts on “2’YE 5 KALA…

  1. Okurken yoruldum, güldüm, komediye vurulan koşuşturmanın her anının aslında ne kadar özel ve güzel olduğunu hissettim.. Allah yavrularınıza uzun sağlıklı ömürler versin.. Sizi de başlarından eksik etmesin.

  2. :))) 6 aylık üçüz kızlarım var…Gelecekte beni nelerin beklediğini gülerek okudum. O zaman böyle gülemeyeceğim. :)) Bana da sürekli söylenen laflar bunlar çok uslu bizim bir tanesi bunlara bedel…:)) gülüyorum artık onlara…

    • İlerde de güleceksin merak etme. Hem de daha çok güleceksin birlikte eğlenceli vakitleriniz olacak beraber kikirdeyeceksiniz 🙂 yalnızca ağladığın konular farklı olacak. Şimdi de aglamiyor musun sanki? 🙂 etraftakileri boşver. Öpüyorum :))

  3. Yazılarınızı okumayı özlemiştim, beni gülümseten,ben olsaydım ne yapardım diye düşündüren, en çokta Allah kolaylık versin dedirten…Tekrar hoşgeldiniz, iyi ki geldiniz.Bu arada resimler bir harika, Allah nazardan saklasın.

  4. Evet yazini bitirdim geldim. Biliyormusun cok guzel bir insansin cok eglencelisin. Iyiki varsin . Kendime cok yakin hissettiriyor yazdiklarin. Olurda bir gun Marmaris’e gelirseniz sizi agirlamayi cok isterim. Bu arada bu tanismadigim birine (hatta tanidiklarima bile demem ) ilk davetim o kadar sevdim yani seni. Bebelerinle ve esinle hep mutlu olursun insallah canim.

    • Heeeeeeyyyyy harikaaa! An itibariyle bi ağlama krizinin ortasından çıktım, kendimi savaş mağduru gibi hissederken ne iyi geldi ne iyi geldi bu yorum! Cooook teşekkür ederim çok çok memnun oldum, mutlu oldum, mahcup oldum. Nazik davetin için ayrıca teşekkürler. Bizim yakın tarihlerde öyle uzak yolculuklara çıkmamız biraz ihtimal dışı ama sizin yolunuz buralara düşerse her zaman bekleriz ^_^

  5. ah semacım bunların 2 yaşıda zor 3 yaşıda zor, bizde 1 ay sonra 4 olacağız ama son bir haftadır canıma okuyorlar sabah 7 de kalkış akşam 10 da yatış, öğlen uykusu yok, yemekte illa bir arıza çıkartırlar, dışarı çıkartayım desem giyindirine kadar sinir krizleri geçiririm, gece uyanık odalarında bizim yatağa transfer olurlar, off ki off

  6. Geri bildirim: 2 YAŞ ÇOK GÜZEL, GELSENİZE! | 3 bebe 1 arada

Haydi sen de bir şey söyle :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s