SİZE TAŞINMAMIZDAN BAHSETMİŞ MİYDİM?

2 ay önce, taşınmamızdan bir kaç gün önce şurada taşınma haberini vermiştim dertlene dertlene. Aaahh aahhh… Meğer o günden sonra başlıyormuş asıl dertler, haberim yokmuş ayol!

O günün ertesi günü eve temizlik için yardımcı kızlar götürülecekti. Ben de onlarla gidip evi görmek istedim. Çünkü ben evi hiç görmemiştim henüz! Sadece eşimin tarifleriyle ve çektiği fotoğraflarla hayallerimde yaşıyordu o güne dek. Hem bize çok uzaktı, hem üç çocuğu bırakıp ya da yanımıza alıp gidip görme şansımız hiç olmadı, hem de evin sahibi başka bir kentteydi. Öyle böyle sebeplerle, son gün gelip çattı ve ben evimizi görme şerefine nail oldum. Hem de ne şeref! Eşimin, “Ev temiiiiiz, hiç badanaya boyaya falan gerek yok, süper, harika…” dediği evimizin, sıvaları dökülen duvarlarıyla ayaküstü iki muhabbet edip hasbihal ettik. Banyo, mutfak tesisatından sızan suyla, epeyce bi dertleştik. Bozuk musluklar illa bişey ikram edelim diye tutturdu, valla hiç vaktimiz yok, başka zaman, deyip geçiştirecektik kii, mutfaktaki fare pisliği bizi oracıkta alıkoydu!

Efendim, bu evin sahibi beyefendi hazretleri, taa 1 sene önce, tasını tarağını toplayıp İzmir’e gitmiş. Oraya yerleşmek durumunda kalmış. Buradaki evi ve eşyaları da öylece kalakalmışlar. Adam uzakta olunca, kardeşine tembih etmiş arada evi kontrol et, göz kulak ol diye. Hı hııı, öyle bi olmuş ki, her yer göz ve kulak kaynıyordu! Adam gelmiş, yemiş içmiş, yatmış, gezmiş, güzelim evi ahıra çevirmiş, gitmiş. Kırk yılda bir uğranınca, fareli köye dönmüş ev!

Ben hayatında fare pisliği görmüş bilmiş insan değil idim, aaahh aahhh hayat insana neler öğretiyor yahu! Ben daha fareden habersiz, bu ev nasıl temizlenir, nasıl aklanır paklanır diye en şaşkoloz halimle ortalıklarda dolaşırken, temizlikçi kız yanıma gelip usulca söyledi o can alıcı cümleyi: “Abla, bu evde fare var!”

Gerisini hatırlamıyorum, bayılmışım, dermişim 🙂 Şimdi gülerek anlatmak pek eğlenceli de, o zaman feleğimi şaşmıştım resmen! Çığlık çığlığa evden ayrılıp, henüz toplanma aşamasındaki evimize döndüm. Oturdum feryat figan ağlamaya. Annem geldi, “Cnaze mi var kızım noluyo?”dedi! Ev pis, temizliği günler sürer, boya badana ister, tadilat ister, fareye kavalcı ister, vay ben bere gidemmm!…

Kısa bir özetle: İki gün sonrasına tutulan nakliye iptal edildi, 1 hafta sonrasına ertelendi. Ev günlerce kızlar tarafından pirüpak edildi. Ustalar geldi gitti, tesisatlar elden geçti, üst katla bi “Senin borun, benim borum” açık oturumu yapıldı (sorun onların tesisatında çıktı hahaayyytt 🙂 ) Fare için ilaçlama şirketlerine başvuruldu, boş evin gerekli görülen noktalarına fare istasyonları kuruldu. Sorunun, bizden önceki ağzımı bozmak istemediğim türden sıfatlara sahip ev sahibinin, bugün yarın gelip alacağım deyip de bıraktığı koltuk takımında olduğu anlaşıldı. Koltuğun içine yuva yapmış bizim farecik ve ailesi! Eşyalar gitti, kavga bitti. Ama güllük gülistanlık oldu mu ortalık, hayır. Niye, e soğudum evden bi kere.. Ev güzel hoş, büyük, ferah, falan filan… Ama soğudum artık, taşınasım yok hiç. Mecburi hizmet psikolojisinde bir sürgün oldu o ilk zamanlar benimki…

Taşınma günü geldi çattı, bizim mutfak ve çocuk odası hala sere serpe duruyor. Nakliye firması geldi, “E sen toplanmamışsın ki abla?” dedi. Vallaha kardeş bu üç bebeyle gel sen toplan, ah halimi bi bilsen türünden fakir edebiyatına başlayınca, herkes bi işin ucundan tuttu da 3-5 saate kamyona yerleştirdik evi 🙂 Şaka bi yana ama gerçekten çocuk odası ve mutfakla ilgili suç bende değil. Üç bebemle başka bir yere gidip kalma şansım yok, yataklar beşikler serili olacak mecburen. Taşınma günü çocukları babaannelerine gönderdik tamam, ama bu bebeler sabah uyanacak, acıkacak, ne yiyip ne içecek, aç biilaç nasıl yollayayım bebelerimi dedim ve birtakım mutfak gerecini de elimin altında bıraktım. Tamam pimpiriklikle gerekenden fazla şey bırakmışım kabul. Amaaan bu kadar toplanabildiğime şükredin üff…

Eşyaları yeni eve atıp gittiklerinde saat 3-4 civarıydı. Aslında evdeki hesap şuydu: Sabah çocukları babaanne, amca, hala kim varsa dağıtıcaz, nakliyeciler 12’ye kadar eşyayı taşırlar, ilk iş olarak çocuk odasını kurarız, hemen gidip çocukları dağıttığımız yerlerden toplarız, evde uyuturuz (zira bebelerimin o güne dek değil başka ev, başka odada uyumuşlukları yok, beşikleri olmadan asla uyumazlar, diye biliyordum), onlar uyurken sessizce yapılacak işleri hallederiz, uyandıklarında yeniden şehrin üç köşesine dağıtırız, akşam uykusuna kadar onlar orada sağ, biz burada selamet, işin büyük bir kısmını hallederiz. Peeeeeeehhh! Pek tabi ki bu hesabın bir maddesi bile çarşıya uymadı…

dağınıkKolilerin üzerinde ait oldukları odalar yazmasına rağmen, bütün koliler en büyük oda salon diye oraya yığılmıştı, içlerinden en fuzuli olanları bulun çıkarana kadar anamız ağladı zaten. Eşya taşıma işlemi beklenenden 3 saat fazla sürünce bebeler bulundukları evlerde oldukları yerlerde sızmak suretiyle, tabi biraz da bebelerin başlarındakilere benim verdiğim taktikler doğrultusunda, farklı bir mekanda ilk uykularını gerçekleştirmiş oldular, günün en iyi şeyi buydu işte. Aksini düşünemiyorum bile…

Akşam olup da, “Bebeler huysuzlanıyor artık ne yapalım?” telefonları almaya başladığımızda biz bir arpa boyu yol ancak gitmiştik! O perişan eve çocukları getirdik. İlk 1 saat “Değişik bir yer, her yer koli, dağınık, ne eğlenceli, hehehe, lalala…” derken oyalandılar gitti ama bir süre sonra elimizden tutup, kapıya doğru sürükleyip “Hadi evimize gidelim artık, sıkıldık biz, uykumuz da geldi hem…” durumları başladı… Misafirlik sandıkları şey fazla uzayınca da kelimenin tam anlamıyla ‘arıza çıkardılar’!

O geceki yatış, farklı bir odada yatmaya ikna ediş, yanlarından ayrılış ve sabaha kadar bir milyon dört yüz yetmiş iki bin yüz doksan üç kez çığlık çığlığa ağlayarak uyanmaları ve zaten yorgun bir taşınma-yerleşme gününün sabahına zombi tadında uyanmış olmamız, bu evle ilgili beynime kazınacak olan en belirgin şey (fareden sonra). Sadece o ilk gece de değil üstelik. Çocukların bu yeni eve, yeni düzene alışmaları o kadar uzun sürdü ki, ilk berbat haftadan sonra, haftalarca gece ve gündüz onları memnun edebilme çabalarıyla geçti. Hep “E hadi artık evimize ne zaman gidiyoruz?” bakışı vardı gözlerinde…

çocuk odası

balkondaÜstelik, sırf babamızın şirketi yerini buralara taşıdı ve bize çok uzak diye mecburiyetten geldiğimiz bu semte benim de alışmam çok zaman aldı (alıyor, hala tam anlamıyla alışmış değilim 😦 ) Evin eski eve kıyasla say say bitmez avantajlı özelliği bile bu süreci hızlandırmaya yetmedi.  Tamam evimi seviyorum, ev güzel,- bir kere 40 dönüm iki balkonu var, mısır, buğday, haşhaş ekilir yani uygundur 😛 -,  eski evdeki sıkıntı ve şikayetlerin hiçbirisi burada yok(nedir efendim o sıkıntılar; örneğin çocuk odası ve mutfak karşılıklıydı o evde, mutfaktaki en ufak tıkırtıdan uyanırdı çocuklar, burada çocuk odası evin en dip köşesinde;  kapılar gıcırdar ve çok sert açılır kapanırdı orada; efendime söyleyeyim, salonun ortasında merdiven vardı ve çok büyük bir tehlikeydi bu bizim, hatta bebelerin yanına koşarken o merdivenlerden düşüp feci bir şekilde  ayağımı sakatlamıştım! Gibi bir sürü şey vardı işte…). Şimdilik hemen hemen herşey çok şükür yolunda (Evin merkeze uzak olması, civarda elzem ihtiyaçları karşılayacak kadar bile dükkan-mağaza bulunmayışı ve bir aracımızın olmayışı dışında). Herşey yolunda sayılır evet ama, bi ama kaldı işte. Eski semtimizin adıyla müsemma ‘Metropol’ hareketliliğinine karşın, büyük büyük siteler, plazalar, işyerleri arasında, yeni oluşmaya çalışan semtin bomboş caddelerinde zaman zaman görünen, civar arazilerde otlayan koyunu keçiyi gördükçe, camdan-balkondan bir insan kumkuması yerine sadece püfür püfür uçuşan ağaç dallarını seyrettikçe eski evin kulaklarını çınlatıp duruyorum. Aslında ara sıra benim de kulaklarım çınlıyor, bebelerin kazdığı duvarlara bakan eski evimizin yeni ev sahiplerince olma ihtimali de kuvvetli bir ihtimal mesela… 🙂

Çocuklar şimdilerde yeni eve, yeni düzene, yeni hayata alışmışa benziyor. Onlar mutluysa gerisi teferruattır diyelim, ne diyelim… 🙂

bahçe

Reklamlar

16 thoughts on “SİZE TAŞINMAMIZDAN BAHSETMİŞ MİYDİM?

  1. Fare koltuga yuva yapmis kisminda kaldim sonra okuduklarimi ancak algılıyorum. Aaaaaaaa demek istiyorum izninle. Buarada surekli keske tasinsam derdim artik demesem mi ya?

    • Bizim koltuk değil bu arada meliscim eski sahibin döküntüleri arasına yuva yapmış. Bizim eşyalar gelmeden götürdü onları sonra bi güzel kirkladik evi. Ya iki erkek kardeş kullanmış evi 1 yıl kadar, o da arada sırada ugramak suretiyle, aman Allahim mutfağı banyoyu görmen lazimdi. Tezgahin üstüne bi demlik cayi kasitli bosaltmış da oylece kurutmus sanırsın. Kutu kutu çamaşır suları gitti 🙂

  2. Ne pis insanlar var yaaa sinir oldum okurken..ama bu durumu bile (şimdi tabi 🙂 ) ne tatlı anlatıyorsun senyaa.. keşke aynı şehirde olsaydık vallahi çok görüşmek isterdim seninle 🙂 öpüyorum çok çok..en çok bıdıkları ama 🙂

  3. zor olmuş ama iyi olmuş, boşver değişiklik iyidir. kuzula da çabucak alışırlar. ev kocaman mis gibi;) eminim tatlı komşularında vardır. güle güle ağız tadıyla oturun derim ben;)

  4. Allah yardımcın olsun semacım, zaman herşeyin ilacı, bende en son taşınmamda yaşadım dediklerini, çocuklar hadi evimize gidelim, burası bizim değil, halanın evi diyorlardı (taşınmaya hala da yardım etmişti çünkü). baktım olmadı, eski evin anahtarı bendeyken götürdüm çocukları bomboş evi görünce çok şaşırdılar, burası artık bizim değil, bizim yeni evimiz var diye anlattım, o günden sonra daha kolay oldu..

  5. Geri bildirim: 2′YE 5 KALA… | 3 bebe 1 arada

Haydi sen de bir şey söyle :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s