15 DAKİKALIK “4 ÇOCUKLU HAYAT SİMÜLASYONU” (!)

Dün (cumartesi), her haftasonu aynı yerlere gitmenin verdiği bıkkınlıkla, parlak(!) bir fikir olarak, çocuksuz günlerimizden sevdiğimiz bir yer olan Anıt Park‘a gitmek üzere çoluk çombalak düştük yollara. Hep avm hep avm daral geldi, açık hava olsun, yeşillik-börtü-böcek olsun, iki çay içeriz, çocuklar kırlarda koşturup parkta oynar hayalleriyle. Dedemiz ve kuzen Deniz de(5) bize katıldı. Buraya kadar herşey güzel…

Parkta onlarla buluştuk, hasret giderdik, konuştuk, gülüştük, cıvıldaştık, oturduk, yedik, içtik, sohbet ettik… Buraya kadar herşey mükemmel…

Ne olduysa büyük torun Deniz’in, “Dedeeeee ben susaaadııııııııımmmmmmm!” demesinden sonra oldu. Torun isteklerine hazır nazır bir asker formatında olan dedemiz komutu alır almaz en yakın marketi bulmak için uçtu gitti. Tam da o anda sevgili kocacığım(!) önemli bir iş telefonu alıp, dış dünyaya kendini kilitleyip hararetle konuşmaya başlamıştı! :/

Ben kaldım mı şu koca dünyada, 4 çocukla ortalıkta bir başıma! Başta paniklemeyip gayet sakin herşey kontolüm altındaymış gibi, duruma hakim bi izlenim falan veriyorum güya kendi kendime. Püffff!.. Yalan.

Bizim 3 bebe zaten malum çil yavrusu, her zaman sözleşmiş gibi hep ayrı yönlere dağılmayı düstur edinmişler kendilerine. Biri parkın bittiği, vızır vızır ana caddenin başladığı yöne çığlık çığlığa kaçmaya başlar, öbürü yandaki devrilmiş çöp bidonunun altındaki çöp yığını arasında eşelenmeye koşar, beriki yerde bulduğu çekirdek kabuklarını,çakıl taşlarını ağzına doldurmaya çalışır… Bunlara koşma, etme, gitme, yapma demeye uğraşırken, sen büyük oğlan, git, parktaki büyük çocuklarla nasıl olduysa kavgaya  bulaş… Etrafımı bir anda sarsın mı 4-5 çocuk! Neye uğradığımı anlayamadan bi çocuk mahkemesi kurulmuş, hepsi bir ağızdan bağırış çağırış bana bişeyler anlatıyor “Sema teyzeee bunlar beni dööövdüüüü!”, “Abla biz şurda salıncaktaydık geldi bize sopa fırlattı!”, “Hayır ilk önce o benim ayağıma vurdu!”…. Şikayetlerin ardı arkası kesilmiyor. “Suç sahibi, hata sahibi, hani bunun ilk sahibi?!” belli değil!.. Kime kızsam, kime parmak sallasam şaşırdım kaldım! O arada bizim minikler tehlikeden tehlikeye hoplayıp duruyor! Çocukları dinlemeye çalışıyorum ama gözüm onlarda. “Tamam çocuuuum hadi siz gidin güzel güzel oynayın kimseye vurmayın, ben Deniz’le de konuşucam şimdi, hadi bakiiim evladım hadi…” diye orta yollu bir sonuçla kapattım celseyi. Deniz’e de ayaküstü iki üç nasihat edip koştum bebelerimin peşine. Bir hızla sallanan salıncakların dibinde, ha çarptı ha çarpacak! Öbürü ortalıkta koşuştururken bisikletli bir çocuğun altında kalıyordu az kalsın! Onları kurtardım derken karşıda iki kadın belirdi, kucaklarında bi bebe, anasını arıyorlar. Bir de baktım aradıkları ana benim! Kadınlara teşekkür edip, çocuğu devralıp hemen diğerlerine bi döndüm, bizim zibidilerden birini parkın banklarına çıkmaya çalışırken gördüm, koştum havada yakaldım! Oturttum ikisini bankın üstüne, gözlerimle üçüncüyü tarıyorum. Hadiiii bu sefer kız caddeye doğru kaçıyor! Gidip onu geri çevirdim hop Deniz’le çarpıştık. “Sema teyzeeeee, ben salıncağa binmek istiyorum, şu çocuklar inmiyooooo!”… Öte yanda bankın üstüne oturttuğum bebelerim inmiş yine ters yönlere doğru kaçmakta!…

Daha da tepem atmasın mı ama Allah aşkına?…

İki adım ötemizde bize arkasını dönmüş, tüm bu olan bitenden habersiz, hararetli hararetli konuşmasını sürdüren babamızın tepesinde bitip, telefondakinin de duyacağı şekilde çığırdım “E HAYATIM SONRA YAPSAN GÖRÜŞMENİ, ÇOCUKLARA YETİŞEMİYORUUUUUMMMM!” (Sonraki uuuuu lar trip tonlaması)

Sevgili baba, “Tamam canım hemen geliyorum” dan dakikalaaaar sonra gelebildi ancak yanımıza. Dedemiz desen, “Torunlarına özel, Karacadağ membasına çıkıp su mu çekiyor acaba?” diye geçmeye başladı artık kafamdan, hala ortada yok! Yukardaki uzun paragraf döngü halinde sürüp sürüp duruyor!…

Neden sonra -nihayet-  baba ve dede görevlerini yerine getirmiş (ve de az önceki hengameden bihaber)olmanın rahat tebessümüyle sökün ettiler. Başlığa 15 dakika yazdım ama gel sen bana sor kaç asırmış acaba o geçen süre?! Özellikle zıpır oğlanların park velayetini baba ve dedelerine bağladım, kızın eline simit mimit tutuşturup bebek arabasına oturttum, geçtim ben de oturdum banka, sen sağ ben selamet… O neydi öyle ayol! Sonunda sıkça duyduğum “Ayyy biz bir tanesiyle başedemiyoruz, helal olsun valla, Allah yardım etsin…” klişesinin benzerini sanırım benim de kullanabileceğim bir yer geldi, hiç kaçırmadan değerlendirmek istiyorum izninizle: “Ayyyy, biz 3 tanesiyle zor başediyoruz, (hatta dörtlüyü de uygulamış olduk, başemedik) helal olsun valla, bu tatsız tecrübe vesilesiyle, 3 üzeri çocuğu olan ana babaların ellerinden öper, önlerinde saygıyla eğilirim…”

park4lü

Reklamlar

5 thoughts on “15 DAKİKALIK “4 ÇOCUKLU HAYAT SİMÜLASYONU” (!)

  1. ayyyy gerçekkten kaşla göz arası kaçıveriyorlar yola. 1çocukla ayakta yanıbaşındayken telefonla konuşturmadığını bilirim. bide parkta oynamak çocuklara enerji veriyor aama anneleri fazla yoruyor sürekli ayakta. eğil kalk kaldır ne bel var şu analarda . yıllar sonra çıkıyor acısı. 2 büyüğün de aynı dklarda kaybolması kötü den gelmiş.

    ay bide 2 kadın çocuğunu mu getirdi… walla yeğen meğen dinlemem patlarıtım ensesine tokadı küçükleriden birini almasını söylerdim. ne salıncağı ne ne parkı yavrum hiç mi görmedin akşama gidersin parka..
    ne çektin be yavrum şu çocukların elinden….
    ( anne olunca 30una gelmeden 60 lık üslub kullanmanın ezikliği )

Haydi sen de bir şey söyle :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s