BİR GECE…

(Sıkıntılı öğeler içermektedir. Tansiyon, kalp, şeker, panik atak hastalarının, gebelerin ve gebelik şüphesi olanların okuması tavsiye edilmez.)

Aynı anda çıkarmaya çalıştığı (neredeyse 32 dişin birden) yarattığı krizle kendini sarhoş gibi bir o yana bir bu yana savurup durdu huysuz Egemen o gün. Kah başını duvarlara, yerlere vurup ağladı, kah anasının bacaklarına yapışıp ağladı, kah kardeşleriyle sudan sebepler yüzünden kavgalar edip ağladı, kah uçan adam modunda yerde bir uçtan bir uca yuvarlanıp ağladı. Kısacası hep ‘ağladı’. Neden sonra başlayan minik minik öksürükleri duyan anne yerinden fırladığı gibi oğlunun yanına koştu ve işte olan olmuştu! Dişler yüzünden başlayan salyadan dolayı Egemen’in göğsü sırılsıklam olmuştu ve öksürmeye başlamıştı!

Hemen tedbirler alındı, günah çıkarabilmek için ne gerekliyse yapıldı ama artık çok geçti. Egemen şifayı kapmıştı! O gün ve akşam öyle ya da böyle geçirildi, herkes gece uykusuna sorunsuzca yatıldı. Ve işte herşey asıl o zaman başladı…

Bütün gün çocukların peşinde koşturmaktan, mızmızlıklarına çareler aramaktan bitap düşen anne enkaz mutfağının başında soluğu alabildi. Kollarını sıvadı, işe başladı. Mutfak ıslah edildi, çamaşırlar serildi. Oyuncaklar, oturma odası toplandı, ev insan evine benzetilmeye çalışıldı. Oturdu, kalktı, yedi, içti, esnedi, dişlerini fırçaladı, uyku zamanı geeeldiii… Saatte zaten 12 buçuk, 1’e dayanmıştı…

Gel gör ki anasının yatacağını gören şeytan bebeği dürtermiş kalk kalk diye, bizimki de anında cırlak cırlak bi çığlıkla velveleyi bastı. Tabi ana bu durumlara bağışıklı olduğundan hiç aldırışsız çocuk odasına yöneldi, çocuğunu geri yatırabilmek için ezberlediği numaraları sahneye koydu. O da ne? Hiç bir numara tutmuyor, çocuk geri yatmıyor?!

Bitmeyen yaygarayı duyup uyanan baba da sökün etti. Bebeyi kandırabilmek için ne mamalar, biberonlar, emzikler, sular geldi gitti odaya. Çeşit çeşit materyaller taşındı. Hiçbiri fayda vermeyince çocuk kucaklandığı gibi odadan salona kaçırıldı, diğer bebeler de uyanmasın diye. Ama sonuçta kaçırılan yer de çocuk odasının birkaç metre ötesi. Dahası, çocuk odası evin tam merkezinde bir konuma sahip, nereye kaçırılsa o ses çocuk odasına gidecek!

Masallarla, ninnilerle, pışpışlarla, kucaktan kucağa takaslarla, sırtına masajlarla, başını okşamalarla, öpücüklerle, kah güzellikle, kah “Üff be oğlum ne vaaar, ne vaaaaarrrr!”larla çocuk dize getirilmeye çalışıldı. Baba gece boyu “Acaba diğerleri de uyanmış mıdır bu gürültüden?” kontrolü için diğer odayla salon arasında mekik dokumacısı oldu. Mamalar, sular, emzikler taşınmaya devam etti. Sonuç sıfır.

Ara ara annesinin/babasının göğsüne başını yaslayıp kendinden geçmiş gibi duran, karanlıkta gözleri seçilmediğinden uyudu zannedilen bebe birkaç kez yatağına bırakılma denemesindeki çığlıklarıyla ana-babasına gerilim filmi tadında dakikalar yaşattı! Defalarca kez yatağına bırakma/yeniden kaçırıp salona getirme faslı yaşandığında saat 2’yi çoktan geçmişti. Tüm bunlar olurken bebenin öksürükleri ana-babasının ciğerini deldi geçti! Öksürdü, hapşurdu, hapşurdu, öksürdü… Şurup getirildi, karanlıkta bir iki denemeden sonra birazı ağzına, birazı burnuna, birazı üste başa, birazı bilmem nerelere içirildi gitti. Bebelerinin uykuya dalmasında hatrı sayılır yeri olan mamadan yeniden medet umuldu, bebenin önüne konuldu. Bebe bu defa biberondan bir iki fırt çekmeyi kabul etti, sonra yorgunluktan tutamadığı başını anasına yasladı, birlikte koltuğa uzandılar. Anne, mutlu sona ulaşıdığına dair cıvıltılı duygularla bebeğine sarılıp uyumasını beklerken, bebe şar diye kusup kendini de anneyi de baştan aşağı yıkadı!

Tam yeni sakinleşmeye başlamış olan gece yeniden hareketlendi; bebe kustuktan sonra acı acı feryatlarına yeniden başladı, anne bebeyi babasına satıp sessizce çocuk odasına sızdı, karanlıkta yeni kıyafetler aradı, bebeği ve kendi üstünü değiştirdi, kusmukluları ortadan yok etti… Ağlayan bebeğe su, emzik ikramları başladı. Saat 3 müydü ne?…

Uykusuzluktan ve diğer bebekleri uyandırmadan bu geceyi atlatabilmenin stresinden bitap düşmüş anne de baba da gerim gerim gerildi. Yeri geldi bebeye kızıp söylendi, yeri geldi birbirine çattı. Yeniden  sakinleştirme, yatağına bırakma girişimlerine hız verildi. Usulca çocuk odasına konuşlanıldı. İyice mayışmış bebenin başı okşandı, yanağına öpücük konduruldu, iyi geceler dilekleriyle yatağına bırakıldı. O mayışık bebe, yatağa indiği anda aslan kesilip kıyamet surunu üflemeye başlıyordu! Akşamdan beri söylenmekten ve bi ümit dualar etmekten tüyü bitmiş dil bir “hasbinallaaaaaahhhhhh!” daha çekip bebeği ikna için yeniden başa döndü!

Bebek kucağa alındı, pışpışlandı, sevdiği battaniyeye yüz sürdürüldü, yatağına geri kondu. Çocuğun bağırmasına fırsat vermeden anne olduğu yere çöküp, yerdeki minderlerin üstüne yatıverdi, ‘Bak ben de burdayım, hadi uyuyalım annecim” yöntemleri başladı. Bebe bi anasına bi yatağına bakıp mızırdandı, mogurdandı, fıkırdadı, fokurdadı, yastığa iniş yaptı. Anne derin bir ‘ooooohhhhhhhh’un son ‘h’sini bitiremeden bebe bir hışımla ayağa kalkıp yaygarayı bastı! Bu kucağa alma, kafa göz okşama, iyi geceler dileme, yatırma, minderin üstüne kendini atma, uyuyo numarası yapma ritüeli 46 kere filan tekrar edildi.

Annenin, “Bu sefer galiba bebek pes etti, uykuya yeni düşüyor” diye içinden geçirdiği bir sırada, ,Egemen bey -ilginç ve de biraz psikopatça bir biçimde- her uykuya geçişten önce yaptığı gibi elleri ve dizleri üzerine (yani emekleme pozisyonuna kalkıp) yatakta ileri geri sallanmaya başladı (evet gece ya da gündüz her uykudan önce 1 dakikalık sallanma duruşumuz var!) Anne istifini bozmadı, nasıl olsa birkaç saniye sonra yeniden yatıp derin bir uykuya gömülecek düşüncesiyle sessizce beklemeye koyuldu. Tabi bunu yaparken beşikten çıkan gacır gucur sesleri duyan baba, öteki odadan cengaver koşuşuyla gelip, diğer bebekler uyanmasın baaaaabında bebeği durdurup geri yatırmaya yeltendi. Annenin o sırada beşiğin yanında yerlerde pusuya yatmış olduğundan habersiz. Tam elleriyle bebeğe değmesine ramak kala anne (konuşamadığından) babanın ayağına bir tane patlattı (burası benim bölgem ahbap, burada müdahaleleri yalnız ben ederim, baaaaabında). Baba mesajı anında alıp parmak ucunda kapıya yöneldi. Tüm bunlar olurken arkası dönük sallanmakla meşgul olan bebe herşeyden habersizdi neyseki. Ama babanın kapıyı kapatırken çıkan o minicik ‘tık’ sesini duydu ve aniden kapıya dönüp avaz avaz bağırmaya başladı!…

Bu saatler süren macerada asıl ilginç olan şey neydi biliyor musunuz, normalde en ufak fıs sesine sıçrayıp uyanan diğer bebeklerin, bu kızılca kıyamet ortasında fosur fosur uyumalarıydı! Allah’ın hikmeti diyorum, başka da bişey demiyorum, e ateistler bunu da açıklasın o zaman :p

Derken Gülce hanımın yatak odasından sesi duyuldu. Baba ona yetişti, icabına baktı, geri yatırdı. Bizim cephede ise, kucak-baş okşama-yatak, kucak, pış pış- yatak, kucak-sırt kaşıma- yatak, babanın görevi devralması, aynı işlemleri ‘baba stayla’ yapışı, başarısızlık, mikrofon yeniden annede, kucak, pış-pış, yatak… Anne yeniden yerdeki minderlere serilmiş. Bebenin sesi kesilmiş, uyudu mu ne? Saat kaç ki, bu odada saat de yok. Çıkmaya da korkar insan şimdi, hazır sular durulmuşken. Acaba buracıkta mı uyuyvermeli? O ses ne, sabah ezanı mı okunuyor….. (burası minik bir rüyayla bölünüyor)

Anne kendine gelip, -50 desibel ses(sizlik)le odadan sıvıştı. Yatak odasına adeta uçtu. Yolda, yorgunluktan salonda bayılıp giden babanın horlaması duyuldu. Kızını uyandırmamaya çalışarak yatağına süzüldü, kendini yastıklara yorganlara gömdü, gözüne saat ilişti, 4“9’a kadar uyusalar 5 saat uyumuş olurum, eh yeter Allah bin bereket versin” hesapları yaparken Gülce uyandı, ağlamaya başladı. Bezginlikle yataktan çıkıp mutfağa koşarken, kızın sesini duyup koşan babayla çarpıştılar. Sular, emzikler, biberonlar bu defa Gülce için taşındı. Şükür ki kız çok mukavemet göstermeden uyumaya devam etti.

Anne yatağına, baba salondaki nöbet koltuğuna gidip kıvrıldı, gözler kapandı, derkeeeen, evet, yine Egemen….

Ayy tekrar yazamıycam, az önceki prosedürler yeniden yerine getirilip bu defa bebe gerçekten etkisiz hale getirildi. Anne o sırada, “Iyi ki biz evde gaz bombası filan bulundurmuyoruz!” diye içinden geçirip, öfkesini kontrol edebilmeyi başardı.

Mosmor göz çukurları ve anne yatak odasına günün son girişini yaptılar. Anne saat 8’e kadar uyudu. Baba sabah erken kalkıp işine gitti. (Sonradan öğrenilenlere göre Egemen bey bir kez daha isyan girişiminde bulunmuş, baba tarafında bastırılmıştı.) (Her ne kadar daha önce bir kaç sefer buna benzer olaylarda başrol üslenmiş olsa da, bu gece tüm bu gürültüye rağmen vurup kafayı yatan Bertuğ’a da teşekkür etmeden geçemeyeceğim.)

O geceden sonra olanları ziplenmiş bir özetle aktarayım, cümleleri siz kendiniz kuruverin: Sabah ağlama krizleriyle uyanış, öksürük, tıksırık, anne cinneti, ağlaya zırlaya babaya telefon ediş, toplantının ortasında telefondan çıkan cırak cırak seslerle babayı bi güzel rezil ediş, yaka paça işten eve getiriş, hastane, doktor, bronşit, ilaçlar, ilaçlar, ilaçlar, diğer bebelere bulaşan hastalık, yüksek ateş, sümük, takip eden uykusuz geceler, iştahsızlık, mikroptan nasibini alan kırmızı burunlu bir anne, baba işteyken yerlere serilip burunlarını çeke çeke ağlayan 4 kişi. Buraya kadar dayanabildiğiniz için tebrik ve teşekkür ederiz…)

Reklamlar

28 thoughts on “BİR GECE…

  1. Sema sen çok yaşa emi eşimle hem okuduk hem güldük aaaaaaa bizi anlatıyor dedik sana bu yorumu yazarken biz hala gülüyorduk :)))))

  2. yazma tarzına bayıldım..duruma çok üzüldüm dün akşam bizim evdede aynı durum vardı..:d

  3. çok yaşayın siz 🙂 ağlıyım mı güleyim mi bilemedim 🙂
    çok geçmiş olsun, bu aksiyon dolu traji komik hikayeye ne tepki vereceğimi bilemedim ben 🙂 sahi, senin anlatımın, uslubum ne eğlencelii!
    çetene ve sana sevgiler 🙂

  4. nasıl yaaa, nasılllll, peki sen tüm bunlara nasıl dayanabiliyorsun? melek misin arkadaşım sen, yoksa sabrın alasını mı veriyor Rabbim üçüz annelerine? maşallah yaa, daha da diyecek sözüm yok:)

    • Valla hiç bu konulara girmeyelim şimdi şuracıkta ağlarım salya sümük 😦 dayanamıyorum ki zaten çok çabuk sinirleniyorum, sesim yükseliyor zaman zaman, sonra da pisman olup ağlıyorum. Böyle hayat mi olur dediğim zamanlar oluyor 😦

  5. Anneeeeeee!!!!!!!!!!!!!
    Kesinlikle hamilelere yasaklanmali bu sayfa. Teker teker atlatınca bize hiç koymadı bu işler… Akıl sağlığına duacıyım.
    VE her şeye rağmen yatağında uyuması konusunda ısrar edebildiğin için takdirimi hakettin. Buyur..

    • Mecburen ısrarcıyım be ipekcim, birini bile yanıma alıştırma lüksüm yok ki benim, biri alışsa diğerleri ayaklanır isyan başlar. üçünü birden nerelere sığdrayım, el mecbur yatıyolar yataklarında kuzu gibi. anne baba koynunu tadamamak da onların kaderi işte 😦

      • aa olur mu oyle sey… anne baba koynu diye bir şey yok. herkes yatağında…
        anne baba birbirlerinin koynuna…
        hep beraber gunduz vakti büyük yatakta oynaşmak serbest..
        uyku? herkes kendi yatağına..

        • güzel demişsin ipekcim gündüz oynaşmak serbest bizde de tabi. E zaman zaman insan gece de alıp koynuna yatırvermek istemiyor değil tabi ama doğru olan böylesi 😉

  6. Aman Allahımmm,o günlerimiz geldi aklıma….
    3-4 yılım depresif geçti bu haller yüzünden.Şimdi farklı durumlarla gerilmekteyiz o ayrı.Fakat uykusuzluk yok en azından.Zira bünyeyi zinde tutmak için ona ihtiyaç olduğu muhakkak…
    Allah veriyor bir şekilde dayanma gücünü,haa yıpranıyoruz o ayrı..Fakat kimin hayatı dört başı mamur ki…
    Selamlar ve kolaylıklar dilerim…

    • Çok yıpratıcı çoook… Hadi gündüz koşturmacasına bünye alışıyo bi şekilde ama gece uykusuzluğu dayanılacak gibi değil. Dediğin gibi büyüdükçe farklı zorluklar getiriyo zaman. Öyle böyle büyüyüp gidiyolar işte canları sağolsun…

  7. valla ben okurken bitap düştüm allah kolaylık versin büyüdüklerinde evlatlarından yüzünü güldürsün inşallah…

  8. Benimde ikizlerim var canim ama ucuz farkliymis ben basa cikamadim biri cok hastalaniyodu odalarini ayirdim enazindan digeri uyanacak korkusu olmadi ama simdi ikiyasinda oldular birlestiremiyorum biri deliksiz uyuyor cita uyaniyor digeri cok uyaniyor amannnn dedim takilin ayri ayri uyku duzenleri farkli oldu hata ettim pismanim:-) 🙂 🙂

    • Biz 6.aydan 10.aya kadar falan ayrı odalarda yatırdık gündüzleri, çünkü uykuları inanılmaz hafif, birbirlerinin nefes sesine bile uyanıyorlardı neredeyse. Ama sırf yalnızlığa alışmasınlar diye geceleri hep farklı bir ikiliyi aynı odaya yatırıyorduk, gece uykuları daha ağır ya uynamıyorlardı o kadar. Ama 13.aydan beri filan gündüz de gece de oğlanları aynı odaya yatırmaya başladım alışsınlar artık diye. Başta çoook zor oldu benim için inanılmaz stresli bir dönemdi her uyku saati stresten baş ağrılarım başlardı. Çok şükür atlattık gibi. Yine uyandırıyorlar birbirlerini ama zaten aynı anda uyuyup aynı anda uyanmaları işime geliyor. Biraz daha zaman geçse kızı da onların yanında yatırmayı düşünüyorum. Çok zor olacak cesaret edemiyorum henüz :/

  9. Bu neydi böyleeee .. bende kalp varmış şimdi anladım. kalbim sıkıldı beynim okumaya devam etti yüzümde anlamsızca gülmeye :)) Gerçekten yazımınız çok güzel.. Sizi Love And smile’den buldum.. Benim 14 aylık kızım var.. Allah yardımcınız olsun.. Hastalıklar hiç olmasın evinizde..
    Takibinizdeym.
    Sevgiler

    • Aman amannn sebep olmayalım da bi de 😛 Çok teşekkürler hoşgeldin ne iyi ettin de geldin 🙂 Allah hepimizin yardımcısı olsun benimkiler de 17 aylıklar şimdi. Öpüyoruz hepimizzz 😉

Haydi sen de bir şey söyle :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s