HIPHIZLI BİR ‘SU ÇİÇEĞİ VE YARDIMCI RAPORU’

Aynı anda hepsini yatırdım, hepsi uyuyana kadar (yarım saat) kapılarında nöbet bekledim, mütemadiyen ağlayan, çeşitli istekleri olan ya da uykuya direnen bebelerin ihtiyaçlarını giderip bir an önce uykuya yollayabilmek için iki oda arasında mekik dokudum. Bir ara odalarının olduğu koridora, iş bekleyen gariban işçiler gibi çöktüm, başımı ellerimin arasına aldım bekledim. Nihayet binbir güçlükle hepsi uyudu, mutfağa koştum, onların yemeğini ocağa koydum. Öğle yemeği saatinde kahvaltımı ettim ve bilgisayar başına kuruldum. Hedefim onlar uyanana kadar şu yazıyı bitirmek.

Bilgisayar başına oturup şu başlığı attığımdan beri bile 3 sefer kontrol için kalktım. Gülce iki kere ağladı emzik, su verdim, geri yatırdım. Bu yazı onlar uyanana kadar biter mi, hadi bakalım…

En son ikinci su çiçeği kurbanı bebemiz Egemen’de kalmıştık hatırlarsanız. Gerçi burada kurbanın onlar değil direk biz olduğumuzu düşünüyorum ben, şahsen, bizzat, kendim… Tam bir haftadır mı desem bir aydır mı, (zaman kavramını tamamen yitirdim, ne zaman çıkarmıştı su çiçeğini Egemen yahu???) işte o zamandan beri kelimenin tam anlamıyla pe-ri-şa-nız! Yok bu olmadı, şöyle söylesem daha doğru, PE-Rİ-ŞA-NIZZZZ!

Mızmız kız Gülce Hanım, nerden kaptıysa kapıp getirmişti şu mikrobu, ilk su çiçeğini çıkaran olmuştu. Günlerce sabahlara kadar ağlamış, kaşıntıdan uyuyamamış, bizi ve kardeşlerini de uyutmayıp rezil bir haftaya imza atmıştı. Öyle böyle onun hastalığını atlatmış, hatta üzerinden de bir 10 gün geçirmiş ve sevinç taklaları atmak üzereydik, “Yihuuu, oooleyyy oğlanlara bulaşmadı hastalıııkkkk!!!” diye. Ama sevincimiz çok sürmeden Egemen de beneklenmeye başladı. İnşallah Gülce kadar ağır atlatmaz, hadi inşallah, aman maşallah derken o da berbat bir hastalık süreciyle şovunu yaptı.

Zaten azı dişlerinin sıkıntısıyla inanılmaz asabileşen Egemen Beyimiz, bir de su çiçeğinin kaşıntıları ve yüksek ateşiyle iflahımızı söktü! Tam 3 gün süren -tıp deyimiyle- hastalığın ‘peak*’ döneminde kucağıma yapışık bir hayat yaşadı gece gündüz. Geceleri çığlık çığlığa ağlamalarıyla tüm apartman ayaktaydık. Bir de Allah selamet versin, Egemen’in sesi öyle Gülce gibi mıy mıy da değil, öyle bir çığlığı var ki sanırsın İsrafil suru öttürdü, kıyamet kopuyor!

Pick dönemi aşırı zorlu ve sıkıntılı geçti ama iyileşme süreci de yabana atılacak gibi değil bu hastalıkta. Benekler kabuk bağlayıp dökülmeye başladığında da ciddi bir kaşıntıyla rahatsız oluyor çocuk. Haliyle ağlayıp zırlayıp, yerlerde tepinip anneye sarıyor. Böyle bitmek tükenmek bilmez -siz diyin 10 gün ben diyeyim 1 yıl- geçirdikten sonra şimdi çok şükür Egemenimiz de iyileşti. (Azı dişini saymıyorum, o devam ediyor.)

Şimdi önceki tecrübemize dayanarak, “Ooolleeeyyy, yaşasınnnn, Bertuğ’a bulaşmadı hastalık!!!” sevinç naraları atmamak için zor tutuyoruz kendimizi. Her an onda da benek görebilirim korkusuyla ölüyorum zaten! Bir de doğduğundan beri yeteri kadar mızmız ve ağlak olan Bertuğ’un çiçek açtığı zamanki performansı hayal dahi edemiyorum!!

(Bu arada bebelerin hepsi uyandı, ortalıkta cirit atmaya başladılar. Yazımın bundan sonraki kısmına yoğun baskı altında devam edeceğim için muhtemel saçmalamalar, yazım hataları ve bilimum dil sürçmeleri için şimdiden affınızı rica ediciiim)

Gelelim yardımcı mevzuuna. Anneanne evinden geldiğimizden beri, yani 10.aydan bu yana, yani 4 aydır sanırım bu 7. ya da 8. yardımcı değişimi. Sayıyı hesaplayamıyorum bile artık. Tabi 3-4 ü aynı kişilerin devir daimi ile. Yeni birilerini bulamıyoruz diye aynı kişiler arasında dönüp duruyoruz.

En son bize yardım eden, aslında biraz babaannemizin hatırı ile gelen kızımız sağlık problemleri yüzünden 1 gelip 5 gelemeyince, başka çareler aramak farz olmuştu. Tanıdığım, bildiğim, aklıma gelen, uygun olabilecek herkesi/heryeri aradım. Elimi attığım yer kurudu! Yok yok yok… Derken düzenli bir yardımcıdan umudu kesip, bari haftasonu bir gün temizliğe gel demek için bizim emektar kız geldi aklıma. Yıllardır ailemize gündelik için gelir gider. Güvenilir, temiz bir kız. Haftaiçi bir yerde çalışıyor, haftasonu da boş vakti olursa bizi kırmayıp geliyor. Aradım kızı haftasonu gelir de bizi şu pasaklı halimizden biraz arınıdırır umuduyla. Bir de ne öğreneyim? Kızımız işten ayrılmış ve artık boştaymış!! Oleyyyy! 🙂 Hemen kaptım tabi, haftada 3 güne bize bağladım! 🙂

Gerçi onun da çetrefilli bazı durumları var, mesela anneannesi rahatsız, onunla da ilgilenmesi gerekiyor ve bu yüzden bazı günler gelemeyebiliyor, bugün olduğu gibi. Ama olsun. İdare etmeye razıyım, yeter ki arkamızı toplayan biri olsun hayatımızda, yoksa her an ekranlara çıkıp, bizi bırakıp giden tüm yardımcılara salya sümük “Tülay geriii döönnnn, seni çok seviyom, geri dööönnnnnn!” diye haykırma modundayım!…

(şimdi bu espriyi siz yıllar sonra okuduğunuzda anlamayacaksınız yavrularım. Google hala duruyor olursa bi soruverin “Tülay geri dön” diye, belki hala bişeyler çıkar…)

*Peak=Zirve
(Düzeltme için bir okurumuza teşekkürler, her ne kadar insani olmayan bir şekilde uyarmış olsa da)

Reklamlar

8 thoughts on “HIPHIZLI BİR ‘SU ÇİÇEĞİ VE YARDIMCI RAPORU’

Haydi sen de bir şey söyle :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s