BİR YARDIMCI VAKASI DAHA, NO:BİLMEM KAÇ?

En son ben buralarda, “Vay efendim bıktım milletin kahrından, bu ne böyle bee, oturur kendi çocuklarıma kendim bakarım, tuzsuz aşım, kaygısız başım….” gibi ahkamlar kesmiştim di mi? Gelin görün sonra ne oldu…

Egemen’in ağzında emzik çekip “amaaan nolcak ki” diyen çatlak kadını yolladıktan sonra, haftanın üç günü, pazartesi-çarşamba-cuma olacak şekilde, öğleden sonraları temizlik için gelmek üzere bir kızla anlaşmıştık. Zaten kız bizim ailenin birçok ferdine evvelden beri temizliğe gelen tanıdık bildik bir kızcağız. Haftasonları da babanız evde. Geriye kalan günlerde gün boyu yalnız kalıyordum (aslında sadece salı ve perşembe). Böyle bir düzen kurmuştuk kendi çapımızda. ‘Hiç yoktan iyidir’ düzeni. Hiç yoktan iyidir diyorum çünkü bu da beni epey zorlayan bir sistem oldu. Bir kere kızımız hergün 1-1 buçuk gibi gelebiliyordu. Ve ilk başta haftaiçi hergün diye anlaştığımız halde, geçerli mazeretlerle bunu haftanın 3 gününe indirdi. Daha doğrusu ben onu zarzor ikna edebildim. Aslında kızın hiç gelme durumu olmadığı halde, sırf zor durumuma acıyıp hatır için kabul etti.

Ben bu sayede evde hiçbir işe dokunmayıp sadece ve sadece sizinle ilgilenecek, o da günaşırı gelip silme süpürme, çamaşır, ütü ne varsa halledip gidecekti. Kulağa ne hoş geliyor değil mi? Ama işi aslı o kadar basit değil işte. Ben ev işi yapmasam, kendimi tamamen size adamış olsam bile size yetemiyorum ki! Yetişemiyorum. Ve yine her zamanki derdimiz, bir numaralı derdimiz, evveli, ezeli derdimiz, UYKU….

Herşey iyi hoş ama uyutma faslına gelince külahları değişiveriyoruz biz sizinle. Bir kere uykunuz gelince o avare gibi kendinizi yerden yere atmalarınız, oy anam vay anam modunda ağıtlar yaka yaka ağlayışlarınız birgün benim sonum olur bilesiniz. O ağlamalar başlayana kadar uyuttun uyuttun, yoksa hapı yuttun! Diğer yandan 3 bebeğin aynı anda uyutulması İMKANSIZ. Ya da minnacık bir ihtimal. Ne çare düşünürsen düşün, hangi yola başvurursan başvur, illa biri boşta kalıyor. Ve onunla da birinin ilgilenmesi gerekiyor…

Bir önceki yazıda sizi uyutmak için ne şaklabanlıklar yapıp, ne kılıktan kılığa girdiğimi detaylıca anlatmıştım zaten. O yazıdan sonra, yani benim sizinle ilk kez başbaşa kalıp da uyutmaya çalışırken sinir krizleri geçirdiğim günden sonra ikinci ve daha büyük bir hamak daha almaya karar verdik. Ve hemen aldık da. Bu hamağa iki bebek rahatlıkla sığıyor. Tabi ilk başlarda bunu yadırgayışınız, oyun sanıp uyumayışınız, içindeyken ayağa kalkıp çığlıklı kahkalar atıp hoplayıp zıplayışlarınız oldu bir süre. Neyse ki bir zaman sonra bunun içinde de uyumaya alıştınız, zor da olsa.

Ama bu hamak da kâr etmedi. Yine zorlandım yine zorlandım. Hadi bu hamağa ikinizi yatırdım diyelim, hadi üçüncüyü de küçük hamağa koydum. Eee ikisini birden kim sallayacak? Zaten büyük hamağa iki bebek koyup hızlı bir şekilde sallamaya kalkınca ayağı yerden kesilip kesilip geri yere vuruyor. Her sallamada dannn dannn diye aşağıya mesaj göndermemek için ayaklarımla hamağın demirine basmak zorundayım. Aynı sorun hafif olduğu için küçük hamakta da var. Yani onun da ayağına basarak sallamak gerek, yerden kesilmesin diye. Nihayetinde 3 bebeğe bakmanın ortalama sağlıklı yolu en az 2 kişi olmak. Bundan artık şüphe yok. Ama ne yapalım şartları zorlayarak birşeyler yapmaya çalıştım, tamam yaptım da, ama bir baktım sinir diye birşey kalmadı bende. Öylesine yıprandım ki bu bir haftanın sonunda, her uyutma seansında dişlerini sıka sıka çocuklarına bağıran, sinirden gün boyu gözyaşı döken, çocuklarının şaşkın bakışlarıyla vicdan azabına gark olup, birdenbire sarılıp şapur şupur öpen dengesiz kadının biri oldum çıktım!

Tam da o günlerden birinde babanızın taa ne zaman internete verdiği yardımcı ilanı için başvuran biri oldu. Ben en baştan beri olan, “İnternetten bulunan yardımcıdan hayır mı gelir, in midir cin midir…” tavrımı kenara bırakıp bi görüşmeyi kabul ettim. Cumartesi günü kız geldi.

Kızımız henüz 20 yaşında. Ama evli ve 3 yaşında bir de kızı var. 15’inde teyze oğluyla evlen(diril)miş. Mutluyum dese de gözlerinde yaşanmamış bir çocukluğun hüznü felfecir bakıyor. Kendi halinde, mülayim, saygılı bir kız. Görüşmeye çocuğunu da getirmişti. Ama “Sadece bu seferlik yanımda getirdim, çalışmaya başlarsam kayınvalidem bakacak kızıma” diye alelacele açıkladı.

Görüşme gayet olumlu geçti. Babanızın da, benim de kanımız ısındı kıza. 15 günlük deneme süresi pazartesi günü başladı. Herşey çok iyiydi. Çok hamarat, 1 dakika yerinde duramayan, devamlı benim peşimde gezen, yapılacak birşey var mı diye tetikte bekleyen, detay işleri bile ben söylemeden akıl edip yapan, sizi seven, güldüren biri çıktı. O kadar mutlu oldum ki, herşeyin bu kadar dört dörtlük olmasından rahatsız olup bir açık aramaya ya da bir terslik beklemeye başladım. Nitekim bu güzel durum 1 hafta sürdü.

İkinci haftanın ilk günü yardımcı ablamız yanında küçük kızıyla kapıda belirdi. “Peşimden öyle çok ağladı ki getirmek zorunda kaldım” dedi. Kayınvalidesi gözlerinden rahtsızlanmış, önemli bir ameliyat için Ankaraya gitmesi gerekmiş. Bu durumda küçük kızı emanet edecek bir yer yokmuş ve her gün ona buna bırakmamak için “Arada sırada yanımda getirsem mahsuru olur mu?” diye izin istedi benden ezile ezile. Ben de şöyle bir düşündükten sonra -bi sorun olmayacağını düşünerek- “Eğer kızın usluysa ve de senin işine engel olmayacaksa arada sırada getirebilirsin, evet. Hem çocuklara da arkadaş olur.” dedim. Çünkü kız eve girer girmez üstüne bir atlayışınız ve onunla saatlerce bir oynayışınız vardı ki, bu da benim işime geldi doğrusu…

Bu ‘arada sırada‘ kavramı zamanla ‘hergün’e çıktı. İlk günlerde gayet sessiz, utangaç, çekingen, sadece sizinle güzel güzel oyunlar oynayan kız, hergün geldiği eve ve ortama alıştıkça cozutmaya, ağayıp zırlamaya, hadi eve gidelim artık demeye, annesine ayak bağı olmaya, benden bile çekinmeyip sözümü dinlememeye, hoplayıp zıplayıp yaramazlıklar yapmaya, annesini sizden kıskanmaya, oyuncaklarınızı sahiplenip size vermemeye, hatta farkında olmadan size zarar vermelere başladı (sonunda da bilerek ve isteyerek, durun oraya da gelicem).

Birgün hepinizi aynı anda güzelce uyutup ayrı odalara yatırmışız, “oooh şimdi ben de geçer uzanırım biraz” diye hayaller kurarken tam, küçük kızımız birden, tam da sizin yattığınız odaların olduğu koridorda avaz avaz bir ağlama krizine girmesin mi?! Annesi kaptığı gibi salona kaçırdı hemen ama olan oldu, henüz yeni uyuyan Egemen bu sesle uyandı bile. Hamakta sallanmaya alıştığınız için artık ayakta sallanmayı kabul etmiyorsunuz ve işin kötüsü hamak odasında Bertuğ yatıyor. Yani oraya girip sallayamam. Mecburen yatırdım ayaklarıma sallamaya başladım. Nafile! Çocuk solucan gibi kıvrılıp kıvrılıp ağlıyor gözleri kapalı. Uyuyacak ama rahatı yok, hamağını istiyor. Ellerini kollarını sıkı sıkı tutup “pışşşşşş pışşşşşş” diye kan ter boşala boşala savaş verdim sakinleştirmek için. Neyse ki rahatladı, kendini bıraktı. Tam uyumak üzereydi ki yan odadan Gülce’nin sesi duyuldu. Demek ki o da duymuş kızın sesini, uyanmış. Geri uyutabilmek için ya sallamak, ya da mama vermek gerekiyor. Yardımcı abla ortalarda olsa Gülce’yi devralıp geri uyutacak ama o da kendi kızıyla meşgul başka bir odada. El mecbur bıraktım ayağımdan Egemen’i ve Gülce’ye mama yapmaya koştum. Getirdim ağzına verdim, battaniyelerle destekledim, çıktım odadan. Zaten biberonu alır almaz kapandı gözleri. Ama tam dalmak üzere olan Egemen’i bırakıp gittiğim için geri döndüğümde ayaklanmış ortalarda sırıta sırıta cirit atarken buldum. Sinirlerim tepemde. Yeniden koydum ayaklarıma sallıyorum ama yok. Gözleri fıldır fıldır. Uykusu dağıldı bir kez. La havle çekmekten hacı oldum. Ama sinirimde gram eksilme yok, bilakis arttıça artıyor. Birilerini dövmek istiyorum! (Kimi acaba?)

Bıraktım Egemen’i oynasın diye. Yanında oturdum, sinirle bekliyorum yardımcı kız ne zaman çıkıp gelecek diye. Kendi kızıyla bi odaya kapandı çıkmaz! Bir süre sonra Gülce de uyandı. Aldım onu da yanımıza getirdim. Ardından da Bertuğ. Bir ara dur bakiyim şu kız öldü mü kaldı mı diye odanın kapısını açıp baktığımda ne göreyim, kızı uyumuş, o da yanına kıvrılıp uyuyakalmış!

Ooohh, benim hayalini kurduğum şeyi o yapmış! Onu gördükten sonra cinler hepten dikildi başıma. Kız bi zaman sonra mahçup mahçup -ve de mahmur mahmur- “Uyuyakalmışım” deyip çıktı geldi. Ben de tabi sinirle anlattım olanları. Daha bi mahçup oldu tabi. Hatta “Sen artık kızını hergün değil, arada sırada misafir olarak getir” diye uyardım. Enazından kızını getirmesinin nelere sebep olduğunu anlar da getirmez sandım.

Boşuna. Arada 1 gün getirmedi sadece. Sonraki günler kızı hep bizimleydi. Hergeçen gün biraz daha cozutarak. Kesin bir dille uyardım,bu sefer de işi bırakmaya kalktı. “Abla ne yapayım bırakacak kimsem yok, o zaman benim çalışmayıp evde oturmam lazım” diye. Hem ona acıdım hem kendime. Onun bu işe ihtiyacı var çünkü, benim de ona. Öyle kolay “İyi o zaman sana güle güle!” deme lüksüm yok. E çocuğunu getirmesinden başka kusuru da yok, memnunum kızdan. “Hadi” dedim ,“kayınvaliden ameliyat olup gelene kadar idare ederim. Ama arada sırada getir. Bazı günler kardeşine, abine ablana falan bırak kızını…”

Kızı hergün gelmeye devam etti. Hergün evde dördüncü (ve benim olmayan) bir çocuğun kahrı gerçekten dayanılmaz. Kendi çocuklarımı kontrol etmeye çalıştığım yetmezmiş gibi bir de onu gözönünde tutmaya çalışıyorum, acaba bir yaramazlık yapıyor mu, ortalığı karıştırıyor mu, bebeklere zarar veriyor mu? Bu da beni gitgide yordu haliyle. Mutsuz ve suratsız bir ev sahibesine dönüştüm. Yardımcı kızla bile sadece kısa ve net konuşmaya başladım. O da farkında benim sıkıntımın ama ses çıkarmıyor.

Böyle geçip giden günlerden birinde halanıza gezmeye gittik. Babaanneniz, Müjde teyzeniz, herkes var. Yanımda da yardımcım var benim güya. Ama onun kızı yine -sanırım yabancı ortam diye- bir velvele koparıp ağlama krizine girince, saatlerce kızını yatıştırmayla uğraştı. En sonunda ağlamaktan sızıp uyuya kaldı da biraz bana da yardım edebildi sonra. O gün artık iyi bir konuşma yapmanın zamanı geldi diye düşündüm. Bu böyle nereye kadar?

Zaten sonraki gün de yardımcının kızı beni çıldırtacak bir iki hareket daha yapıp benden azarı yedi. Tam da o gün Müjde teyzeniz yarın için bizi davet edince benim için iyi bir fırsat oldu. Telefonu kapatıp yardımcıya döndüm “Yarın eltime gezmeye gidicez, kızını bırakacak bir yer ayarlarsın. Geçen sefer ne oldu biliyorsun, hem sen zor durumda kalıyorsun, hem de ben…” dedim. Bunu duyan kız yine ağlama krizine girdi…

Akşam babanızla bu konuyu masaya yatırdık. Ay sonuna kadar kıza mühlet verme, maaşını verdikten sonra ikinci aya ya yalnız gelmesini ya da gelmemesini söyleme kararı aldık. Herşeyi göze alıp. Zaten bu haliyle bana, sinirlerimi yıpratmada yardımcı oluyordu daha çok.

O gece, bakalım yarın söz dinleyip yalnız mı gelecek, yoksa yine kızını da getirecek mi diye düşüncelerle daldım uykuya. Öyle kafama takmışım ki, sabaha kadar kapı açtım, karşımda yardımcı ve kızı. Kapı açtım, karşımda yardımcı ve kızı… Kabusum oldular!…

Sabah kapıyı açtım, karşımda yardımcı ve kızı. Soran gözlerle baktım, “Abla kusura bakma benim bugün işteki son günüm, kızım bensiz durmuyor çok ağlıyor” oldu cevabı. “Sen bilirsin, böyle olmuyordu zaten” dedim. O an sevindim bile bu karara. O kadar kabustan sonra hafiflemiştim sanki. Kalan işlerini bitirmek üzere işe koyuldu. Baktım küçük kız sizinle uslu uslu ve tatlı tatlı oyuna dalmış. “Acaba idare edebilir miydim, tamam kızın da gelsin desem mi acaba?” diye vicdanımı yokladım bir ara. Bir süre sonra kızın zıvanadan çıkmaları başlayınca kendime geldim. Hayır, kal dememek doğru karar. 1 saat kadar sonra bundan emin olacağım olay da yaşandı zaten, artık hiç şüphe kalmadı…

Neydi o olay, devamı bir sonraki yazıya… deyip okuyucudan dayak yemeden devam edeyim,

Küçük kız sizin yanınızda oynuyor, annesi temizlik yapıyor, ben de Müjde’ye gitmek için koştura koştura hazırlanıyordum. Bir ara sizin bulunduğunuz koridora tam ayak basmıştım ki, tam o saniye tesadüfen, kızın Egemen’in kafasına “çaat!” diye patlattığına şahit oldum! Evet “Çaat” diye ses çıktı! Yavrum, dudağını büküp öyle bir ağlamaya başladı ki, kendimi kaybedip avaz avaz bağırmışım “Sen ne yaptığını sanıyorsun?!!!!!” diye. Çocuk nihayet, aklı o kadar eriyor işte, kendinden küçük olduğunu bilmeden, elinden oyuncağını aldı diye kızıp vuruyor. Kabahat onu yanında getirende. Annesi derhal kızını odaya çekip icabına baktı. Kızdı mı dövdü mü bilmem, ama kızın yaygarasının kesilmesi yarım saati buldu.

Annesini karşıma alıp, “Şimdi kızının neden benim için sorun olduğunu anladın mı?” dedim, “Geçen gün Gülce’nin yanağı kızarıktı, kızına sordum anında odadan kaçtı suçlu suçlu, hadi biraz sert öpmüştür belki deyip sana söylemedim. Dün Bertuğ’un sırtına pat pat vurdu, hadi ölçüsüz seviyor dedim ses etmedim, sana söylemedim. Ama bu kadarı da fazla! Ben nasıl güvenip çocuklarımın yanında bırakabilirim ki onu?”

Annesi mahçup, sadece “Çok haklısın abla ne diyebilirim ki” dedi. Doğru, artık söylenecek söz kalmadı. Haklılığım kanıtlandı. En azından bana, kızını kabul etmediğim için gönül koymadan ayrıldı. Aslında bu babanızın haklılığıydı. Çünkü taa haftalar önce, “Bu kız annesini kıskanıp bizim çocuklara zarar verebilir dikkat et” demişti. Zararın azından dönüldü neyse ki…

Şimdi yalnızım yine. Şu bizim aile emektarı temizlikçi kız yine geçerli mazeretler gösterip özür dileyerek gelmeyi kabul etmedi. Yani temizliğe bile gelecek kimse yok. Hem size bakıp hem de evi çevirmek zorundayım yeni birileri bulunana kadar. Görünürde yeni bir aday da yok işin kötüsü. Çıkan yardımcıya, kızına bir çözüm bulup kesinlikle bir daha yanında getirmeyeceği bir durum olursa geri dönebileceği kapısını açık bıraktık. Bakalım o kapıdan şimdi kim girecek…

Reklamlar

14 thoughts on “BİR YARDIMCI VAKASI DAHA, NO:BİLMEM KAÇ?

  1. yazı gelmiş ben görmemişim. allah sabır versin. ama ben çok iyi niyetlli değilim ya. bakıcı milleti biz ikiz üçüz annelerini biraz çaresiz biraz kendilerine muhtaç görüp kendilerince yerlerini sağlamlaştırdıktan sonra cozutuyolar. inşallah iyi birisi bulunur kısa zamanda. çünkü 3 bebek ve ev işi imkansız bence. ben karnımı bile doyuramıyorum tekken. yencek birşey olduğunu varsayark söylüyorum.

  2. Offf Sema son yardimciyla sorunun tahminimden de büyükmüş.yine iyi tahammül etmissin bence,Allah sana Sabri’ni vermiş bir sekilde.bir baskasına muhtaç olmak cok kötü bir his ama mecburuz.umarim en kısa zamanda düzgün birini bulursun.o zamana kadar da zaman su gibi aksın sana insallah..

    • inşallah canım da o kdar kötü bir döneme geldi ki! Hepsi ateşler içinde, ishaller. Sanırım diş sorunu. Mızmızlıklarını çekemiyorum artık!..

  3. Offf olurken yasamis gibi oldum icim daraldi!ikize yalniz bakmak zaten basli basina mesele ki bu noktada ucuzu dusunemiyorum bile.sirketlerden aradin mi bakici hic?yatili oluyor onlarda ama cok memnun olanlar var.Allah yardimcin olsun.

  4. Hay allah! Keske en basta cocuk hiç gelmeseydi ve siz kabul etmeseydiniz o zaman annesinin işe gittiğine ikna olur arkasından aglamazdı, ama gordugu annesinin hergun eglenceli bol cocuklu gurultulu bir eve misafirliğe gittiği olmus. Umarım kısa zamanda bulursunuz yeni birini en azından ev işleriyle igilenecek birini

    • Evet annem de aynen bunu dedi. Ben işe gidiyorum deyip hiç getirmemesi gerekirdi. Çock tadını aldı, vazgeçer mi hiç.. Üff neyse inşallah biri gelir artık…

  5. ilk senemizde annem çarşambaları gelemezdi.bir süre sağ olsun sırf hayrına bir arkadaşım geldi.3-4 yaşlarında kızı vardı. aynı dediğin olaylar. üstelik kız bana hayrına geliyor yani. nasıl yardım edeceğini de şaşırıyor.ama kızı kısklandı annesini zırla zırla.benim bebelere girişiyor, oyuncak için ağlatıyor falan filan. öff en güzeli yalnız bakabilmek.allah hepimize o gücü versin inşallah

  6. Geri bildirim: 1′E ÇEYREK KALA « 3 bebe 1 arada

  7. merhaba.. evet gercekten cok zor 3 cocuga bakmak,yorucu ve stresli bir hayat ve tek basina yetisemiyor insan,yardima ihtiyac duyuyor ve sizin bakiciyla yasadiklariniza hak veriyorum,dogru isine kizini getirmemeliydi belki,ama sizinde o kucuk kiz hakkinda dusundukleriniz ve paylasdiklariniz beni uzdu ve dusundurdu..sonucta o da daha cocuk ve ne yaptigini anlamaya bilir ve ya kimseye vurmamasi gerektigi anlatilmamis ola bilir..Kendi cocuklarimiz icin her seyin en iyisini,en guzelini istiyoruz,gozbebegimiz gibi koruyoruz,saclarinin teline zarar geldiginde canimizdan can kopuyor,ama is baskasinin cocuguna gelince her sey degisiyor,kendi cocugumuza yaklastigimiz gibi yaklasmiyoruz baskasinin evladina.. Kendinizi o kadinin yerine ve cocugunuzuda o cocugun yerine koyup dusunmenizi dilerdim ben,ya sizin cocugunuza biri bagirsaydi ve sizin yazidiklarinizi ve dusunduklerinizi dusunseydi???? Tabii ki, yazdiklarim benim dusuncelerim ve baskalarinin dusuncelerinede saygi duyuyorum..sadece fikrimi paylasmak istedim..iyi gunler

    • Öncelike bloga hoşgeldin… Yorumundan sonra yazımı baştan sona tekrar okudum, acaba ayarı mı kaçırmışım, gerçekten yazılmaması gereken şeyler mi var diye. Sana da yeni baştan okumanı ve bu işin bana ne sıkıntılar verdiğini görmeni tavsiye ederim.

      Ben küçük kızda bir suç bulmadığımı zaten şu satırlarımda belirtimişim, gözünden kaçmış olmalı: “Çocuk nihayet, aklı o kadar eriyor işte, kendinden küçük olduğunu bilmeden, elinden oyuncağını aldı diye kızıp vuruyor. Kabahat onu yanında getirende…”

      Ayrıca ben ne annesi ne kızı için kötü bir laf etmedim. Çalışanımdan çok memnundum, ayrılırken de çocuğu için çözüm bulduğunda yine çalışmak için gelebileceğini söyledik, helalleşip ayrıldık. Çocuğuna yaptığım herhangi bir kötü hareket, hakaret ve davranış da yok. Sadece son gün, çocuğuma vurduğu anda refleksle bağırışım var, ki orda kim gülümseyerek “aaaaa lütfen kızım, kendinden küçüklere vurmak çok ayıptır aaa bi daha görmeyeyim…”falan diyebilir acaba???

      Ben çalışanımla başta belli şartları konuşup anlaşarak işe başlamışım. Nihayetinde burası ev gezmesi değil, onun iş yeriydi. Hiçbir işyeri bunu kabul etmez. Ben -onunla beraber başvuran başka adaylar olduğu halde, onlarla görüşmeyip ona hoşgörü gösterdim ve kızını kabul ettim. Ama bu benim için sıkıntı oldu. Benim nihayetinde zaten yeterince zor olan 3 çocuğum varken 4.bir çocuktan rahatsız olmamın nesi garip anlayamadım?…

  8. Geri bildirim: YENİDEN DEĞİŞEN HAYAT (Edit: DURMADAN DEĞİŞEN HAYAT) « 3 bebe 1 arada

Haydi sen de bir şey söyle :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s