3 BEBEK NASIL UYUTULUR (YA DA UYUTULAMAZ)

Gözlerimi güne açarken beynimde sadece şu çınlıyordu: “Bugün 3 bebeyle başbaşasın, bugün 3 bebeyle başbaşasın!…”
Sahiden, 10 aydır ilk defa bu kadar uzun süre sizinle yalnız kalıyorum. Yaklaşık 10 buçuk saat! (İşi rakama dökünce ne ürkütücü oldu, hesapçı olmamakta fayda var!) Aneanne yanındayken sizinle yalnız geçirdiğim süre en fazla 1, hadi bilemedin 1 buçuk saat oldu. Sürekli yanımda birileri vardı, annem, yardımcımız, dayınız, komşu, arkadaş… Hep bir destek kuvvet olduğunun bilmenin güvencesiyle, ‘yalnız nasıl kalınır’ın stratejisi üzerinde çalışmadım, kafa yormadım. İkiz ya da üçüzlerine tek bakanlardan dinlediğim hikayeler ve tecrübeler ise sadece teoriden ibaret. Uygulamaya dökülüşünü bırak yaşamayı, tanık bile olmadım.

Hal böyleyken, birden bu misyonla karşı karşıya kalınca, sudan çıkmış balık hissi kaçınılmaz. Aslında ‘ilk uzun süre bebelerimle yalnız kalabilme’ denememi dün, 6 buçuk saat olarak gerçekleştirmiştim. Birkaç gün önce yaptığımız anlaşmayı bozup, “Ben hergün değil haftanın 3 günü gelebilirim” bombasını patlatan temizlikçi kızımız dün saat 2 de gelinceye kadar. Tabi o sırada henüz o bomba patlamamış olduğundan, ben hergün 1,5-2 ye kadar bu bebeleri nasıl avuturum senaryoları üretmeyle meşguldüm. A, B, C planlarımı hazır etmiştim bile. Ama sonra ne oldu, bugünden itibaren o planların 6 saat değil 10 saate uyarlanması icap etti. Ve bugün kendi çapımda bir rekor denemesi yaparak kendi rekorumu kırmayı düşünüyorum.

Bu düşüncelerden olsa gerek, geceyi çok huzursuz, kabuslarla geçirdim. Sabaha allak bullak bi kafayla uyandım (06.30) . Uykumu almadım. Gün boyu sürecek bu maratona hiç mi hiç hazır değildim. En geç 7 de hepiniz uyanmıştınız ve yarış başlamış oldu. 07.30 da babamızı işe yolculadık. Babanızın arkasından ağlamamak için zor tuttum kendimi.

İlk yarım saat herşey iyi(gibi)ydi. Oynadınız güldünüz derken, ilk uyku saati geldi çattı (8-8buçuk arası). Benim sizinle en büyük sorunum uyku zaten, onun dışında hepiniz özünüzde iyi insanlarsınız aslında 🙂 Annem beni burada bırakıp giderken, zor durumlarda ne kadar strese girip sinirlendiğimi bildiğinden, sıkı sıkı şu tembihlerde bulunmuştu: “Ne olursa olsun, en zor anın bile olsa başka ne yapabilirim diye bi çare düşün, aklına gelen herşeyi dene, yorulursun ama mutlaka biri olur. Ama sonuçta uyumasalar da, zırzır zırlayıp ağlasalar da yapılacak birşey yok, sakın sinirlenme, bırak ağlasınlar, bırak uyumasınlar. Dünyanın sonu değil.” Sinirlerimin tavan yapıp basbas bağırma noktasına geldiğim an bunları düşünüp uygulamaya ve rahatlamaya çalışıyorum.

Gelelim uyutma maceramıza.

Bugünkü uyku operasyonunu nasıl gerçekleştirebilirim? Baktım ki, Egemen ve Bertuğ nispeten biraz daha iyi durumda ve mızmızlanarak da olsa oyun oynuyolar. Hemen o ikisini yürüteçlere koyup hamağın olduğu odaya getirdim, ağızlarına tıpa mahiyetinde emziklerini tıktım, Gülce’yi hamağa koydum. Tabi Egemen hemen o emziği çıkarıp çığlıklı şarkılar eşliğinde tak tuk tak tuk yürütecine vura vura tempo tutmaya başladı. Ben bir yandan Gülce’ye ninni söylerken diğer yandan da Egemen’i kaç göz kafa işaretleriyle oyalamaya çalıştım. Biraz işe yaradı, biraz da oyun sanıp kahkalarla çığlıklarla odayı çınlattı. Onun sesini Gülce duymasın diye ben ninninin, pişpişlerin sesini yükselttikçe Egemen de çığlıklarını yükseltti. Ara ara -Gülce hamaktan düşmesin diye koşa koşa- Egemen’in yanına gidip emziği ağzına verdim ama hemen geri çıkardı. Bu sırada uykulu Bertuğ oyanan bu garip tiyatroyu şaşkın gözlerle izlemekle meşguldü de sesi çıkmıyordu (Allahtan).

Gülce bu hır gürün içinde nasıl olduysa uyumayı başardı. Ama oğlanlar artık sıkılmaya vızıldamaya başladı diye, vakit kaybetmeden kızı kaptığım gibi yatak odasındaki beşiğe götürdüm. Orası en dipte ve karanlık. En azından ben oğlanların icabına bakana kadar gürültülerden uyanmaz, diye düşündüm. Ama tam olarak dalmadan alıp götürdüğüm için beşiğe koyar koymaz gözünü açıp ağlamaya başladı.

“Mama saati geldiği için uyuyamamıştır” dedim, bi biberon kaptım geldim. Telefonumdaki uyku müziğini de açıp başucuna koydum ki, zaten kısık gözleri mama yerken kapanıverir belki diye. Hemen diğer taraftan bağırışan oğlanların yanına koştum.

Baktım ikisi de ben ortadan kaybolunca deliye dönmüşler. Gözlerinden de uyku akıyor. Hemen ikisini alıp hamağa yerleştirdim. Hamak dediğim küçücük portatif bir salıncak. Tek bebeklik tasarlanmış. Ama ben ikisini sıkıştırıyorum ne yapayım. Tabi bu durum çok rahat değil. Bazen o durumda uyuyabilseniz de, çoğunlukla birbirinizin üstüne çıkıp, kaşına gözüne tekme atıp yaygarayı basıyorsunuz. Yine öyle oldu ve Egemen ağlaya ağlaya hoplayıp zıplamaya başladı.

Hemen onu indirip Bertuğ’u tek bıraktım, tek tek uyutmaya karar verip. Tabi Egemen’i de yürütecine koydum. Ama Bertuğ beyimiz halinden hala memnun değil. “Sanırım o da acıktı” dedim, hamaktan alıp odadaki beşiğe götürdüm (hamakta bırakamam, düşüyorsunuz). Egemen’i da diğer yatağa yatırıp eline oyuncak kaplumbağa verdim. Hemen koşup Bertuğ’a mama yaptım, verdim, odadan kaçtım. Umudum onun da mama yerken uyumasıydı. Bu düşünceyle odadan çıkarken Gülce’nin ağlamasını duydum. Gittim baktım, maması bitmiş, uyuyamamış. Gözlerini ovuşturup ovuşturup ağlıyor. Başucuna koyduğum müzik de işe yaramamış. Aklıma, beşikleri alırken içinden çıkan şu aparat geldi. Minik bi köpekcik seklinde, beşiğin yanına asılıyor, üstünde düğmeleri var, birinden müzik çalıyor, biri renkli ışıklar saçıyor, biri de titreşim verip beşikte sallanma etkisi yaratıyor(muş). Hemen buldum getirdim onu, pil taktım, çalıştırdım. Titreşim işe yarasa bari diye düşünüyordum. Müziği güzel; ışıkları pavyon ışığı gibi. Titreşiminden ise bahsetmek bile istemiyorum. Öyle bir gürültüyle zangırdıyor ki beşik, o “daaaaarrrrrttttt” sesinde uyuyabilecek, çığlık atıp evi terketmeyecek bi insan evladı varsa beri gelsin. Zaten kız duyar duymaz korktu. Hemen kapattım. Ne yapsam ne yapsam diye düşünürken Bertuğ’un da sesi geldi. Demek ki o da mamasını bitirmiş ve uyuyamamış. Hemen Bertuğ’u da Gülce’yi de kaptığım gibi hamak odasına yöneldim. Evin bi ucuncan bi ucuna (zayıflamak isteyenler buyrun bize gelin, bedava). Egemen’in odasının önünden geçerken bi göz attım,  eline ilk kez verdiğim ışıklı ve müzikli kaplumbağaya öyle bir dalmış ki nefes bile almıyor. Düğmelerine basıp basıp müzik değiştiriyor. Bunu fırsat bilip hamağa koştum, ikisini uyutur sonra Egemen’i alırım. Hem kimbilir belki, belkiiiii, hani olmaz da, ya olursa, kendi kendine öylece uyuyuverirse? diye hülyalara dalıp, başladım hamağı sallamaya. Bizim fıkırdaklar yine iş başında. Saat 8 buçuğu geçti. Her günkü uyku saatini aştığımız için uykuları saptı ve zorlanıyorlar. Bertuğ Gülce’yi çok rahatsız etmeye başlayınca, hooop onu kaptım indirdim aşağı. Oturdum yere, kızı hamakta, oğlanı ayakta sallıyorum. Oğlan ayağı beğenmedi, başladı sağa sola yamulmaya. Bi elim hamakta, tek elimle zaptetmeye çalışıyorum. Sinirlerim iyice laçka oldu. Başladım ağlamaya, tutturdum hüngür hüngür bir ninni. Bu ağlak-çatlak sesli ninni kulaklarını tırmalıyor dönüp dönüp bakıyorlar bana. Üçüncü bi elim daha olsa göz yaşlarımı silerdim. Yok.

Bir yandan da Egemen oyunundan sıkılır da o taraftan bi yaygara koparırsa stresinden ter döküyorum, daha bi hızlandırıyorum sallamayı. Kaç dakika öyle boğuştuk bilmiyorum, baktım hamakta Gülce uyumuş. Bertuğ’un gözleri kapanmış, dalmak üzere. O sırada Egemen’den mırıltılar başladı. “Hadi Egemen azıcık daha dayan oğlum…” diye diye uyuttum sonunda Bertuğ’u da. Hemen onu alıp yatak odasına götürdüm, Egemen, kapısının önünden geçerken bağırmaz inşallah diye dua ede ede. Sonra Gülce’yi aldım oturma odasına yatırdım. Sonra da Egemen’i alıp hamağa getirdim. Bir de bilgisayarımı. Bir yandan Egemen’i sallayıp, diğer yandan bu yazıyı yazmaya başladım.

İkiz/üçüz olmak; dar zamanlara, dar mekanlara, dar imkanlara; hatta imkansizliga, çaresizliğe sigmak demek…

Egemen de uyudu. Saat 9 buçuk olmuştu. Onu odasına götürdüm. Kahvaltımı ettim, sizin kahvaltınızı hazırladım. 11 ‘de Egemen uyandı, buçukta da Gülce. Bu 2 saat, 2 buçuk saat gibi uyku süreleri bizim için çok büyük bir mucize! Bunu, ilk günümde bana kıyak olsun diye mi yaptınız, yoksa artık böyle uzun mu uyumaya karar verdiniz bilmiyorum ama vallahi çok makbule geçti, Allah razı olsun. En azından sinirlerim yatıştı da, özledim bile sizi 🙂 İkinize kahvaltı ettirdim. Bertuğ uyuyor(hele hele şu, Bertuğ’un 3 saate yakın bir zamandır uyuyor olması tam bir kıyamet alameti). Mutfaktayız, siz mama sandalyelerinize oturmuş beni izliyorsunuz, ben de yazımı yazıyorum. Ne saadet…

Saat 12 ye geliyor. Günün yalnız bölümünün bitmesine 6 saat var. Hesap yapmayacaktım di mi, tamam.

Reklamlar

15 thoughts on “3 BEBEK NASIL UYUTULUR (YA DA UYUTULAMAZ)

  1. Bence bu işi cok iyi beceriyorsunuz:) anladığım kadarıyla maşallah diyeyım cocuklarda uysal inş hep boyle devam eder. Coğu ikiz üçüz annesinin bu gibi durumlarda sadece agladığını ve bağırdıgını biliyorum helal. Ee artık bu gazla bi 10 saat daha yanlız bakarsınız :))))

    • Pardon pardon, çocuklar uysal mı dedin ben mi yalnış okudum? :))) Çok teşekkür ederim ama yatırana kadar hırçınlıklarıyla,uykuya direnmeleriyle kafayı yedim! Bu ilk gün fena değildi işte bişekilde geçti ama her an her saniye mümkün değil bu tempoya dayanmak. Son gelişmeleri yazmaya fırsatım olmadı ama ben 1 hafta dayanabildim bu yalnız düzene, yardımcım var şimdi. Benim akıl sağlığım, çocuklarımın ise bedensel ve zihinsel gelişimlerini tehlikeye atmamak adına :))

  2. ben 2 taneyle delirirken 3 taneyle başa çıkan bir anne. tebrik ederim. her gününüz kolay geçer inşallah. bazen insan delireceğini sanıyor. benim avaz avaz bağırdığım da oldu kızlarıma. ama genelde mutlu bebekler. arada olan şeyleri pek takmıyolar.
    sevgiler.

    • teşekkürler. Önceki yorumda yardımcım var artık diye yazmıştım ama bugün o da işten ayrıldı. Yine yalnızım 😦

      • hadi yaaa 😦 aynı yaşta birden fazla bebe olunca dayanamıyolar. bizde de 5. bakıcı şu anda :)) gerçi ikisini ben gönderdim ama… çok büyük kolay gelsin.

        • aslında bu kaçmadı gayet memnundum. yeni yazı fırsatım olursa hemen anlatıcam bu macerayı da 🙂 bizim de 3.bakıcıydı. bakalım biz kaçta durucaz..

          • inşallah 3.de kalırsınız. çok bebekken bişey değil de büyüyünce bakıcı değişikliğinden etkileniyolar. benim kızlarımın birisi bu yüzde 3 ay eteğimden ayrılmadı. yeni yeni normalleşiyor cocuum. yazıyı bekliyorumm 4 gözle.

  3. Geri bildirim: BİR YARDIMCI VAKASI DAHA NO:BİLMEM KAÇ? « 3 bebe 1 arada

Haydi sen de bir şey söyle :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s