ŞU “YARDIMCI” MESELESİ…

Yerleşik hayatımızdaki ilk günlerimiz. Ama yerleşikliğimiz tamamen söz gelimi. Zira henüz yerleşebilmiş filan değiliz. “Bavul boşaltmayı sevmiyorum” diyenler, şuan benim balkonumdaki 10’a yakın valiz ve koliler yığınını görse ne hissederdi acaba? Üstelik bunları boşaltabilmek için yeterli özgürlüğüm yok, paçamda sallanıp duran 3 bebeyle dolaşıyorum evin içinde…

Annemin bizimle birlikte son 3 günü. Cumartesi günü mecburen evine geri dönecek. Benim evi yaşanılabilir hale getirmem için 3 günüm var dolayısıyla. Gerçi evi biz gelmeden önce babaanneniz baştan aşağı temizletip toplatmıştı. Bi de temizlik derdimiz yok çok şükür. Ama toplanabilmek bile işkence olarak bana yeter.

Şu yardımcı meselesi evin gündem krizi. Buraya gelmeden önce bir iki görüşmemiz oldu. İlki sadece ev işleri için gelmeyi kabul etti, “Çocuk bakmam” dedi. İkincisi kabul etmişti de bayram etmiştik biz de, lakin onun da son anda annesi rahatsızlandı ve ona bakmak zorunda olduğu için bizi iptal etti. Elimizde şimdilik sadece arada sırada ev işleri için gelecek kızımız var. Hiç yoktan iyidir diyordum, ama valiz yerleştirme işinde, gün boyu sizden fırsat bulup arpa boyu bile yol katedemediğimi görünce, can havliyle telefona sarılıp, babaannenizi aradım, “Anne ne yap ne et bana birini bul çok müşkül durumdayım!” diye. 1 saat içinde babaanneniz ve bir kadın kapıda belirdi.

Kadın içeri girer girmez, oturup iki çift kelam eder etmez içimde birşeyler söndü. Hoşlanmadım kadından. İçim ısınmadı. Ağır bir şivesi vardı örneğin. Bu durumun sizin konuşmanızı da etkileyebileceğini düşündüm hemen. Bi taraftan kadınla nasılsın iyi misin hoşbeşi, tanışma cümleleri kurarken, beynimde arkaplanda şunlar geçiyordu: “Neyse, hemen önyargılı yaklaşma. Tamam pek güleryüzlü olmayabilir ama iyi bir insandır belki. Bi tanıyalım, en azından şu bir kaç haftamı kurtarsın. Hem daha çocukların konuştukları falan da yok, hemen etkilenecek değiller ya, o zamana kadar Allah kerim…”

Kadın hemen o an başladı işine. Tabi ben de derhal beni bekleyen valizlerimle aşk yaşamaya geri döndüm. O kadar çok ve karışık ki işler, neye nereden başlayacağımı, neyi nasıl düzenleyeceğimi bilmiyorum. İşin kötüsü, ev zaten dağınık. İlk önce onları düzene sokup sonra valizlere el atmam lazım. Ama bi yardımcı geldi diye, ben hemen çocuklarımdan muaf olmuyorum ki, dönüp dolaşıp yine 10 dakikada ya “üweeeeeeeeeeeee!” ya da “Semaaaaaa!” diye bi ses geliyor içerden. Evin içinde koştuğum bu maratonda kaç kilo verdiğimi merak ediyorum.

Bir şekilde akşamı ettik. Ben arpa boyu yol katedebilmiştim bari hiç değilse. Ama sadece o kadar. Yarın da beni bekleyen bir sürü iş var. Ve sonraki gün, sonraki gün… Ben bunca koşturmaca arasında yeni yardımcımızın işleri nasıl yürüttüğünü izlemediğimi farkettim. Aslında gün içinde dikkatimi çeken, sinirimi bozan birşeyler olmuştu; sizinle yüksek tonda ve sanki kızarak konuşuyormuş gibi geldi. Kadının normal sesi ve konuşması mı odur, yoksa ben pek hoşlanmadığım için bana mı öyle geldi bilmiyorum ama tek bildiğim bu konudan rahatsız olduğumdu. Zaten uyardım da. Birazcık daha dikkat etti sadece. Dedim ya, işim o kadar başımdan aşkındı ki buna bile yoğunlaşamadım tüm gün koşturmaktan.

Ertesi gün, bütün işlerimin yarım yamalak kalması pahasına kadını izlemeye aldım. Çünkü akşam anneme “Anne sence yardımcı nasıl bir kadın?” diye ağzını aradığımda, yorum yapıp beni etkilemek istemeyen ama pek de içine sinmeyen bir tonda “İyiiiiii… Sen bilirsin…” demişti yalnızca. Üstelemedim, konuyu kapattım ve gözlem yapmam gerektiğini anladım o an.

Ertesi günün gözlemi kısaca şuydu: Koca koca, kirli kolileri açıp, simsiyah ellerini yıkamadan mutfakta birşeyler yapmaya koyulan, ben uyardığım için isteksiz isteksiz elini şöyle bir suyun altına tutuveren hijyen yoksunu; sağı solu sildiği bezleri kirli halleriyle, içinden pis püsür, kül kübür akan bir halde kovanın içine yumuk yumuk bırakan pasaklı; kova ve su kullanmadan, kuru bir bezi sadece mobilyaların üzerinde gezdirmek suretiyle güya toz alan baştan savmacı; tamamını temizlediğini söylediği evin yatak odasına ayak bile basmayan, komidinleri ve üzerindeki bir karış tozunu öksüz bırakan tembel; ev sahibi ve misafirinin hararetli sohbetini, bir elini başına, dirseğini kotuğun kenarına yaslamış, elinde çekirdeği eksik vaziyette, büyük dikkatle dinleyen meraklı; bu en heyecanlı yerinde bi iş söylenince gözlerini uçurarak sıkkın sıkkın kalkan aymaz ve de son bombasıyla temiz bi dayağı hakeden terbiyesizin teki olduğudur.

Neydi o dayaklık icraatı?

Özlem teyzeniz ve oğlu Kıvanç gelmiş, oyun odasında sizler oynarken biz de sohbet ediyoruz. Tabi ki ablamız da dibimize sokulmuş, her cümlenin sonunda lafa dalış yapıp sabırları zorluyor. Annem de diğer odada Egemen’i uyumaya çalışıyor. Bir ara Gülce, Kıvanç’ın ağzındaki emziği isteyip almaya kalkışınca dönüp “Abla, mutfaktan Gülce’nin emziğini getirir misin?” dedim. Yerini de ayrıntılı tarif ettim. Ne de olda evdeki 2.günü, bilmemesi normal. Saniyeler içinde elinde mavi bir emzikle çıkageldi. Ben emziğe şaşkın şaşkın bakıp, “Ama bu Gülce’nin emziği değil, Egemen’in….” derken kadın çoktan yerine kurulmuş muhabbetin devamını dinlemeye hazırlanıyordu. O sırada diğer odadan annemin öfke dolu feryadı duyuldu “SEMAAAAAAAAAAAAAA!”

“Ne oldu acaba?” diye koştuğum gibi annemin yanında aldım soluğu. Baktım kadın da peşimden damlamış hemen. Bi de, daha annem lafa bile girmeden pişkin pişkin sırıtarak anneme “Ne o şikayet mi ediyosun beni kızına?” demez mi? Neler oluyor acaba diye anlamaya çalışırken, annem, dişini sıktığını farkkettiğim bi halde anlattı olanları; o baş belası, bizim muhabbetimize kulak misafiri olmaktan geri kalmamak için, mutfakta Gülce’nin emziğini aramak yerine, gelmiş; hiç bir şey demeden, sormadan, tam uykuya dalmak üzere olan Egemen’in ağzındaki emziği çekip almış, annemin “Ne oluyor ayol, ne yapıyorsun sen?” demesine bile fırsat bırakmadan, ,üstüne üstlük -dalga geçer gibi- anneme öpücük atıp el sallayarak çıkmış odadan. Annem arkasından öylece bakakalmış o şokla! Tabi Egemen ağzından çekilen emzikle anında açmış gözünü, uyku muyku yalan olmuş! Bana bunlar anlatılırken, kadında bir gram utanma, bir zerre pişmanlık olmaz mı? Hayır yok! Sadece sırıtıyor utanmaz utanmaz, “Ne yapayım bulamadım başka emzik…” deyip…

Şeytanla o anda çok hararetli bir toplantımız oldu, bir kaç saniye süren. Bana çok cazip şeyler söyledi, aklıma da yattı hani, an meselesiydi onun aklına uymak… Ama ben derinnnn bir ‘la havle’ çekip çıktım odadan. Yatak odasına gittim düşündüm, düşündüm. Bu kadın gerçek mi diye… Hayır, bunca şey olmuş, ben hala kadına kapıyı göstermeye üzülüyorum ya, yanarım yanarım ona yanarım!

Kafamı toplayıp geldim içeri. Baktım ablamız ortamı gerdiğinin farkına varmış şirince rollere bürünmüş, oyunlar oynuyor sizinle. Bana da laflar atıyor, güya muhabbet açıp yumuşatacak, unutturacak ettiklerini. “Kusura bakma abla, seninle çalışmamız mümkün değil. Hakkını helal et. Kısmet değilmiş. Ben sana bir taksi çağırayım.” oldu karşılığım. Kadın öyle bir bozuldu, öyle sinirlendi ki! Gözleri doldu hırsından. Cevap bile vermedi bana. Bir hışımla kalktı, giyindi, taksi parasını uzatınca “Var benim param!” diye dövecekti neredeyse! Anneme sarılıp vedalaştı, benim yüzüme bile bakmadı. Hiç ses etmedim. Ben yine insanlık görevimi yaptım, taksiye kadar indirdim onu, adresi kağıda yazıp şöföre uzattım, uzun uzun tarif ettim. Ne de olsa kadın şehirde yeniydi, yabancısıydı buraların. Taksiciye parasını da verdim. Gittiğinden emin olana kadar baktım arkasından. Derin bir oh çektim!..

Aynı evde bir yabancıyla dipdibe yaşamakla ilgili sıkıntımı daha önce uzun uzun anlatmıştım. Ben beceremiyorum bu işleri. Sevmiyorum. Sevemiyorum. Gözyumamıyorum. Devam edemiyorum… Bu nedenledir ki, bir sonraki karar değişikliğine kadar, (ev işleri için birinin gelmesi şartıyla) çocuklarıma kendi başıma bakmayı göze aldım! Sloganım “Başkasının derdini çekeceğime, çocuklarımın derdini çekerim!”. Daha önce de demiştim, çocuklarım da, dertleri de başımın tacı…

En azından deniycem bunu. Tüm gücümle. Bütün şartları, imkanları zorlayarak. Yetişebildiğim sürece, kimseden medet ummayacağım. Tek endişem yetebilmek, yetişebilmek… Allahım yardım et. Siz de çocuklarım. Lütfen…

Reklamlar

4 thoughts on “ŞU “YARDIMCI” MESELESİ…

  1. Okurken İnan sinirim tepeme çıktı.inanamadim kadının piskinligine!en doğru kararı bermüşsün bence Sema’cım Allah yardımcın olsun.hersey iyi gidecek inşallah.elbet gönlüne göre bir yardımcı bulacağına inanıyorum.bende arıyorum,illa ki bi insan evladı çıkacak karşımıza inşallah

    • inşallah canım inşallah. Biz çok bebeliler bu konuda çok şanssızız. Muhtaç olduğumuzu bildiklerinden bu durumu aleyhimize kullanıyorlar, fırsatçılık yapıyorlar. Ama iyi insanlara da denk geliriz elbet…

  2. Geri bildirim: BİR YARDIMCI VAKASI DAHA NO:BİLMEM KAÇ? « 3 bebe 1 arada

Haydi sen de bir şey söyle :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s