BIDIKLARIN İLK PARK DENEYİMİ

Uzunca bir süreden sonra sonunda yaz teşrif etti galiba. Bu sabah gökyüzünde kara kara bulutlar yoktu ve hava bunaltıcı sayılacak kadar sıcaktı. “Yeter artık aylardır evde tıkıldığımız uleeeyn!” deyip sabahın 9 buçuğunda başladım sizi hazırlamaya. Gerçi bu ilk çıkışımız değil, güneşli günleri kollayıp mağara kaçkını gibi kendimizi dışarı attığımız birkaç gün oldu. Ama yok rüzgar vardı, çocuklar üşütecekti, ayy hava erken kararacaktı derken aceleye gelmiş geziler olmuştu onlar. Bu sabah hepinizin birden uyanık olmasını fırsat bilip, sırtı beli her yeri tutulmuş zavallı anacığımı da kandırıp başladım hazırlanmaya. Anacım, bizim hemen çıkalım deyip, hazırlanıp dışarı çıkmamız en iyi ihtimalle 40-45 dk sürüyor.

Şöyle ki; ilk önce saat 09:30’da  Gülce uyandı (uyandı dediğim gece uykusundan değil dikkatinizi çekerim, sabahın köründe uyanıp da geri uyuduğunuz bilmem kaçıncı gündüz uykunuzdan). Baktım diğerleri mışıl mışıl uyuyor,  bir anda esti, “Hadi kızım, kalk gezmeye gidelim” dedim, gittim Gülce’nin giyeceklerini hazırlamaya. Kıyafetleri hazırladım, tek bebek arabasını ikinci kattan ıhlaya mıhlaya aşağı kapının önüne indirdim. Derken Egemen’in sesi duyuldu. “Aaa Egemen de uyanmış e hadi onu da alayım” dedim. Gittim tek bebek arabasını geri katladım, yukarı çıkardım, ikiz bebek arabasını oflaya puflaya indirdim. Yukarı çıktım, Egemen’in üst başını hazırlamaya koyuldum. Gülce başladı zırlamaya. Ne o, acıkmış. Hemen bi mama hazırladım verdim ağzına, Egemen’i giydiricem. Aaa o ne, Bertuğ’un sesi. Ya gitmeyip evde kalıcaz ya da anneanneyi veya dayıyı kandırıp birlikte çıkıcaz. Çünkü 3 bebeyle yalnız başıma çıkmam teknik olarak imkansız. Dayı daha uyuyor. Anneanne desen, kaç gündür belim belim deyip geziyor. Yine de bi şansımı denedim o kadar niyetine girmişken. Neyse ki annem kırmadı, hemen kabul etti birlikte çıkmayı. Tekli arabayı yeniden indirdim aşağı. Hop, başladım Bertuğ’u giydirmeye. Bertuğ da aman ne güzel tam vaktinde uyanmışım, gezmelerden geri kalmadım köftehorluğunda gülüp eğleniyor. Onu hazır ettim koştum Egemen’in yanına. Egemen’i giydirirken az önce neşeyle gülen Bertuğ’un çığlıkları çınlamaya başladı. Anladım, o da acıkmış. Aceleyle Egemen’i giydirip koştum Bertuğ’a mama hazırlamaya. Neyse onun da ağzına verip mamayı, kendim hazırlanmaya başladım. O esnada maması biten ve canı sıkılmaya başlayan Gülce hanımın mızmızlıkları sardı ortalığı. Onu annemin kucağına atıp hemen işime geri döndüm. Alelacele üstüme bişeyler takıp, yanıma iki şişe mama hazırlamak için mutfağa yöneldim. Yolda ne olur ne olmaz. Tadımız kaçmasın. Hazırlayıp çantama yerleştirmiştim ki, Egemen’in feryatları duyuldu. Hazırladığım şişelerden birini getirdim Ego’ya verdim. Sonra maması bitmiş, ağlamaya başlayan Bertuğ’un yanında aldım soluğu. “Tamam annecim  bak gezmelere gidiyoruz” falanlarla oyalamaya çalıştım çocuğu. Tekrar Gülce’nin yanına geldim hırkasını, şapkasını giydirdim, maması bitip hazır olan çocukları sırayla dayıya verip aşağı yolladım, arabaya yerleştirilmek üzere. Bu sırada mızmızlananlar, çığlıkları basanlar… Kulaklarım çınladı valla. Egemen de bitirdi mamasını, onu da aldım aşağı indirdim. Geri döndüm çeki düzen verdim kendime, çantamı kaptım, annemle birlikte aşağıda bizi bekleyen siz bıdıkların yanına indik nihayet. Bunca uğraş, hepitopu yakın civarda bi yarım saat dolaşıp gelmek, biraz hava almak, tebdil-i mekan yapabilmek için. Ferahlık var mıymış dersiniz, daha çıkmadan benim sırtımdan ter boşaldı. Bu arada 09:30 da başlayan bu hazırlık seramonisi bitip biz kapıdan dışarı adım atarken saat 11:15’ti…

Dışarıda yaptıklarımız evdeki kadar bol malzemeli ve atraksiyonlu değil. En büyük atraksiyon yine her zamanki gibi arabada huysuzlanmak üzere programlanmış Bertuğ beyimizden geldi. Evden çıkar çıkmaz başladı horoz gibi ötmeye. Allah’tan emzik, oyuncak vs. materyali yanıma alacak kadar bu konuda tecrübe sahibiydim de sorunu kökünden kesemesek de bir nebze olsun bastırabildik. 5-10 dakika boyunca Bertuğ mızmızlanma, çığlıklar atma, ağlama-zırlama şeklinde repertuarını değiştire değiştire sonunda uyuyakaldı. Evin yakınlarında biraz gezindik arabalarla. Yeni açılan büyük bir market keşfettik, bebek zırıltısı olmadan birkaç reyon gezebildik(Tabi bunu Bertuğ’un uyuyor olmasına borçluyuz. Kendileri araba sabitken, kendisi de arabada sabitken 15 saniyeden fazla kalamıyor, sosyal bir fobi sanırım bu) Biraz alışveriş yapıp çıktık, bi de baktım Gülce de uyumuş. Oooh keyif diye buna derim, tam karşıda –sabahın körü olduğu için – tenha, yeşillikli güzel bir park gördük. Bir banka oturup evdeki yorgunluğumu dinlendirmeye çalıştım. Yoğunluktan fırsat bulup da görüşemediğim, hatta aradıklarında açamadığım bir iki arkadaşımla telefonda görüştüm. Babacıkı aradım, hasbihal ettik. Fotoğraf çektim. Vay beee, ne çok iş yapmışım sizinle dışardayken??! Böyle bir duruma geleceğinizi hiç hayal edemiyordum bol zırlamalı ilk 4 ay içinde(sanki şimdi az zırlamanız varmış gibi).

Sonra ordan kalkıp bizim evin ordaki parka gittikk. Orası daha kalabalıktı, oyun oynayan çocuklar vardı. Bu ilk park deneyiminiz diyebiliriz yani. Birlikte kaydıraktan falan kaydık çok zevkliydi… Siz büyüdükçe işler farklı yönlere doğru zorlaşarak ilerlese de, bakım zorluğunuzun azaldığını ve birlikte keyifli anlar yaşayabildiğimizi farkettim. Yürüyüp parkta kendi başınıza koşuşturup oynayabildiğiniz günlere bir an önce gelmeyi istedim (bunun için kaç kişi refakatinde parka çıkmak gerektiğini hesaplamaya çalışarak).

Gün çok yorucu olsa da çok güzel geçti benim için. Temiz havada mayışmanız, etraftaki hareketlere artık kayıtsız kalmayıp izlemeniz, güzelliklerden zevk alıp gülümsemeniz beni çok mutlu ediyor. Bunun için karşıki inşaatta amemelik yap gel deseler razıyım.(Şu karşı inşaat meselesi de ayrı bi mevzu, hiç girmeyeyim çok dertliyim)

Sonunda Bertuğ beyimiz uyandı ve hep bir ağızdan Bremen mızıkacıları tadında, acıkma belirtileri olan mıymıylamalarınız başlayınca telaşla evin yolunu tuttuk. Evden çıkış anları olduğu gibi giriş anları da bol zırlamalı bir rutin bizim evde. Sizi, arabaları eve sokup yukarı taşımak, üst baş soymak, mama hazırlamak, karınları doyurup, zırlamaları bastırmak, en az çıkmak için harcadığımız süre kadar vakit alıyor. Hepinizin karnını doyurduktan sonra, uykudan önceki o yarım saatte nasıl neşe içinde çığlıklar atıp mutlu olduğunuzu görünce bütün o yorgunluğuma değdini ve bu gezme işini sık sık yapmak gerektiğini geçirdim içimden. Ağrıyan bacaklarım ve belim için surat buruştururken….

Reklamlar

Haydi sen de bir şey söyle :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s