HAVA DEĞİŞİMİNDEN NOTLAR

  • Aylar geçti, 7.ayınıza geldiniz. Geldiğimizden günden beri kar da gördük, ağaçların çiçeklenişini de… Anneanne evindeki yaşamımıza çabuk alıştık. Ne de olsa anneniz için ‘babaevi’, babanızın eksikliğinin üzüntüsünü ise yaşamaya fırsat bulamayacak kadar yoğun geçiyor günler. Sayıca eksiğiz burada. Gündüzleri bir yardımcı var tamam ama geceleri babanızın Amerikan desteğinden mahrumuz. Biberon yıkamalar, mama hazırlamalar hep ananıza kaldı. Ersin dayınızın da katkıları yadsınamaz elbet ama onun  okulu yüzünden pek ilişmek istemiyoruz.
  • İlk günlerde evimden, kocamdan ayrılışımın acısı içime pek otursa da, bir süre sonra akıl ve ruh sağlığımın selameti için buraya gelmenin aslında çok akıllıca bir fikir olduğuna kanaat getirdim. Orada, dört duvar arasında, arkadaşsız, bi tanıdıksız, 3-4 aynı yüzle geçen hayat beni öyle daraltmıştı ki, burada bebek görmeye gelen eş-dost-akraba-arkadaşların akınları bana ilaç gibi geldi. Sohbet etmeye hasret kalmışım resmen.
  • Aslında bu eve alışma konusunda ufak tefek sıkıntılarımız oldu, hala var. Örneğin bu ev küçük, 2+1. Yani hepiniz için birer oda var, bize yok! Birbirinizi en ufak mırıltınızla bile uyandırdığınız için, sizi uyutup aynı odada bırakmamız söz konusu bile değil. Ayrı odalara dağıtıyoruz mecburen. E o zaman da bize mutfakta oturmak düşüyor (Hoş, 15-20 dakika bir biriniz vıyaklayıp oturtmuyosunuz insanı, o ayrı.) E hadi dayınız okuldayken koyuyoruz hepinizi ayrı odalara, olay çözülüyor, ama o okuldan gelince yine sıkıntı. “Ben odamı isterim Allah, odamı isterim!” diye tutturunca, ya ikinizi aynı odaya bırakıp birbirinizi uyandırmanızı bekliyoruz, ya da dayınızla aynı odada kalıp dayınız tarafından uyandırılıyorsunuz. (Amaaan hadi ordan be, siz uyanmak için bahane arıyosunuz!)
  • Fedakar anneanne, zombi gibi gezen halime kıyamayıp, geceleri iki bebeği odasına alıp bana sadece birinizi bıraktı. “Ben uykusuzluğa dayanabilirim, sen dayanamazsın” diyerek. Ana yüreği işte… Annem ve iki bebek salonda yatıyor, ben yatak odasındaki büyük yatakta. Her gece, herhangi birinizi (sırayla olmasına özen göstererek) yanıma alıyorum. Sadece bir bebeğe bakma sorumluluğum olmasına rağmen, aylarca biriken uykusuzluk yüzünden öylesine telef olmuş bir bünyeyim ki, bazı geceler kulağımın dibinde ağlayan bebeği duymuyorum da, annemin diğer odadan koşup gelip, bebeğin mamasını yedirip, biberonunu alıp yıkadığını ancak sabah öğreniyorum!
  • Hatta bir keresinde sabah annemden dinlediğim -benimle ilgili olup, benim haberdar olmadığım- gece maceralarımdan birisi; yanımda ağlayan bebeği susturuyorum zannıyla, kendi popoma pış pış yapışım. Evet evet yanlış okumadınız, gözlerim kapalı, bebek yerine kendi popoma pışpış yaparken yakalandım. İşin kötüsü sabah bu hikayeyi annem, bütün mahallenin tanıdığı, fahri muhtar kıvamında bir abla olan bakıcınızın yanında anlattı ve kahkahalarla güldüler. Artık kimler kimler gülmüştür arkamdan…
  • Aşı maceralarımız var bi de. Evimizdeyken, sağlık ocağımızın sistemi harikaydı, anne-bebek izlemi üzerine yoğunlaşmış olan birim, her aşıdan önce telefonla hatırlatır; unutma, atlama gibi birşey söz konusu olmazdı. Hemşireler işini otomatik yapıyor herhangi bir telaş yaşanmıyordu. “Niye telaş yaşansın ki zaten, bu onların işi” dediğinizi duyar gibiyim, işte şunun için:

Nisan ayındaki aşımızın günü geldiğinde, 3 kadın ve ellerinde 3 bebe şeklinde sağlık ocağına giriş yaptık. Meraklı kalabalığı ve malum soruları yara yara doktorun odasına ulaştık. İlk önce içeri ben girdim, durumu arz etmeye başladım. Ben anlatırken arkamdan kucağında bebelerle iki hatun daha sökün ediverince, doktor ablanın başı döndü bi çığlık koparıverdi, “Aaaaaa bunlar üçüz müüüüüü, nerden çıktı bunlar böyle?” diye. 271 senelik tıp tahsili boyunca böyle bir vakayla karşılaşmamış olması enteresan… Bir tıp insanı olarak üçüz kavramına hayret etmesi daha da enteresan. Bebeğin nerden çıktığını bilmemesine ise hiç inanmak istemiyorum, yooo.. “Evet bazen kadın bir ay içinde birden fazla yumurta üretebilir. Ve o yumurtaların birden fazlası döllenirse çoğul gebelik gerçekleşir. Tek yumurtanın kendi içinde bölünerek oluşturduğu çoğul gebeliklere ise tek yumurta bilmemneleri denir…” Bunları en baştan anlatacak değilim ama kadın merakla sorup duruyor, tüp bebek mi, ailede mi var yoksa diye… Yani kadın kadındır bunu anladım, doktor da olsa aynı sorguya çekiyor işte adamı.

Doktor abla merakını tatmin ettikten sonra sadete gelebildi sonunda. “Ah be canım, gelip bize birkaç önceden haber vermen gerekirdi, bizim elimizde sadece kayıtlı olan bebeklerimize kadar aşı var, sizin için istekte bulunmamız gerekecek.”

Birkaç gün sonrasına gün alarak ayrıldık oradan. (Ha bir de, hava yağmurlu olduğundan, iki adım ötemizdeki sağlık ocağına gitmek için, dört adım ötemizdeki taksi durağından taksi isteyip, gitmek istediğimiz yeri öğrenince suratı şekilden şekilde giren taksicilerle mücadelemiz var bi de, onu da esgeçmemek lazım.) O gün geldiğinde hem bekleyen hastalar, hem hemşireler, hem de doktor tarafından hemen hemen aynı muameleyi gördük! “Aaaa üçüzler geldi, aaaaaa!” (Unutmuş bizi ve aynı cümleler sil baştan… Üçüz görünce niye şaşırdığını şimdi anladım, meğer kadın unutuyor gördüklerini, her seferinde ilk zannediyor!)

Yukarı aşı odasına çıktık. Oradaki hemşire heyecanda doktordan beter. Yanına iki üç hemşire daha toparlamaya çalışıyor “Üçüzler geldi, lütfen bana yardım edin!” diyerek. “Bu hafta çocuklarıma sen bakar mısın hayrına?” demişim sanki! Hayır yani ha üçüz gelmiş, ha üç bebek aşı olmaya arka arkaya gelmiş, aradaki fark nedir, bi çözebilsem?

Sonra çok tatlı bir hemşire gelip bizi devraldı o ivedik hemşireden. Çok sevimli bir gülümsemeyle, işini bilir seri hareketleriyle ve her aşı yaptığı bebeğime şefkat dolu gözleri ve sözleriye bitirdi işini. Aşı sonunda, toparlanırken öğrendim ki, o hemşire de bir zamanlar üçüzlere hamileymiş. 25.haftada doğunca bebekleri, hepsini kaybetmiş… Öyle içim sızladı ki…

  • 6.aya girişle birlikte ek gıda olayına da el atmış bulunduk. Aman ne el atmak, ne el atmak. Zaten doğuştan bebek reflüsü sahibi olan sizlere, farklı şeyler yedirmek de içirmek de bir işkence. Kaşığı başta beğenmeyip yadırgayışınızı mı desem, yediğiniz şeylere surat buruşturup geri çıkartmanızı mı… Güç bela yenilen şeylerin ardından kusulan kusmuklar da bonus! Ek gıda olayını çoook ağırdan almaya karar verdim.
  • Efendim bilirsiniz ki, sizin şu uyku meselenizden çektiğim kadar hiçbirşeyden çekmedim şu hayatta. Tüm gün odadan odaya koşup bebek sallamaktan ben bende değilim, bacaklarım bende hiç değil. Kafamsa uzun zamandır bana ait değil. Neyse. Uyku eğitimi diye bişeyler olduğunu öğrendim acı bir şekilde. Acı, çünkü biz o olayın zamanını geçmişiz. Yine de hiçbirşey için geç değil desek de ortam bu eğitimi vermek için hiç müsait değil. Değilmiş. Deneyip gördüm. Berbat deneyimlerdi! Beynimin ucunda kıyısında kalan azıcık akıl sağlığımı da oraya bırakıp geldim. Özgürüm. Bu uyku meselesine başka bir yazıda deyinicem şimdi beni yormayın.
  • Birbirinizin farkına da varmaya başladınız. Yanyana getirilince, elele tutuşmanız, birbirinize bakıp gülümseyişiniz var ki, her sıkıntıyı unutturmaya değer. (Güzel şeyler de var yani)
  • Babanız her ay bizi görmeye geliyor. Her ayın bir haftası böyle bir bayramımız var. Ayın diğer günlerindeki eve kapanıp kalmalara inat, hergün dışarılara çıkıp serseriler gibi gezip tozuyoruz. Bu gezme işinden siz de memnunsunuz. Karşılıklı bir memnuniyet içinde günümüzü gün edip şarj ediyoruz kendimizi bi güzel. Resetliyoruz. Ama babanızın bizi her bırakışı, şu kapıdan her ‘bizsiz’ çıkıp gidişi, bi dahaki gelişe kadar kanamak üzere bir yara açıyor içte…
Reklamlar

9 thoughts on “HAVA DEĞİŞİMİNDEN NOTLAR

  1. Anneler iyi ki var..yoksa nolurdu halimiz bilmem..bizde bebekleri paylaştık,gece uyanamama sorunu zaman zaman bende de oldu,aynen annem diğer odadan firliyo..yanliz olmadığımı bilmek güzel çünkü kendimi cok suçluyorum öyle zamanlarda 😦 normalde zombi gibiyim ama bazen yorgunluktan burnumun dibinde cayır cayır bağıran. Bebeği duymuyorum 😦 anne destegi paha biçilmez ama ne olursa olsun baba nin varlığı bambaşka..en kısa zamanda kavuşmanızı ve bir daha hiç ayrılmamanızı dilerim Sema’cım

  2. e sema ehh sema 😦 ben en cok sizin ayrı kalışlarınıza içerleyip üzülüyorum 😦 okuyup
    ağlıyorum da bazen ama el ele tutuştukları fotoğrafı görünce geçti hüznüm
    bu arada eminhan(2 numaralı kuzum)senin bebeklerle gıyaben tanıştı çok beğendi kızı kardeşine benzetti 🙂

    • Ayrı kalışımız çok kısa süre sonra sona eriyor kecsercim 🙂 o elele tutşmalarına ben de ölüyorum :)aaaa senin kuzularla ne zaman tanışacak benimkiler? Sen niye bloga devam etmiyosun bakiiim hııı?!

  3. O elele olan fotoğrafınız nasıl bir duygu seli yaşattı bana, onca şey yaşadınız daha doğar doğmaz ama hiç ayrılmasın o minik elleriniz bir daha inşallah bebeler 🙂

Haydi sen de bir şey söyle :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s