NE YERDEYİZ NE GÖKTE 1/2

Daha önce defalarca kez uçak yolculuğu yaptım. Kocamla, annem, babamla, yalnız… Hiçbirinde heyecanlanıp strese girdiğimi hatırlamıyorum. İlk seferinde bile uçuş fobisi yaşamadım. Ama bu kez çok farklı. Bu kez nezaretimizde tımarhane kaçkını izlenimi veren, 4 aylık 3 zırlak bebe de olacak! Biz stres olmayalım da kimler olsun?

İlk vermemiz gereken önemli karar, ‘yolculuk uçakla mı yoksa arabayla mı olsun?’du. Bunun uzun, geniş çaplı açık oturumlar yapıldı. Herkes fikrini beyan etti, nedenler, sonuçlar bir bir tartışıldı. Arabayla gitsek, hangi araba olur, kim kullanır, bebeklerle kimler ilgilenir, o kadar saat yol çekilir mi, bebeler uyur mu yol boyu, yoksa bi saatten sonra zırıltı mı başlar? Uçakla gitsek, bizi ne gibi rezillikler bekler, hadi onu atlattık sonrasındaki aktarma kolay olur mu? Şöyle mi böyle mi derken, karar uçaktan yana verildi.

Annemle beraber gidişimiz kesinleşir kesinleşmez yolculuk tarihimizi belirleyip uçak biletlerini aldık. Ama o uçuş saatine bile karar verene kadar göbeğimiz çatladı! Hiçbir ihtiyacı yokken bile, -bazen sırf zevk ya da yaygara olsun diye olduğunu düşünüyorum- sürekli ağlayan, krizlere giren sizlerle ‘bu yolculuktan sağsalim nasıl kurtuluruz’un derdi bizi resmen ‘gerdi’! Alt tarafı 1 buçuk saatlik bir uçak yolculuğu. Sonrasında 3 saat de süren bir aktarma var tamam, ama o aktarma hiç ama hiç dert değil, çünkü bir akrabamız büyük bir arabayla gelip bizi alacak, o arabada özgür olucaz, yeter ki uçaktan bir kurtulmuş olalım!..

Öncelikli merak konusu ‘bebekle yolculuk nasıl olur?’ Babanız bana ben ona sorup duruyoruz, “Daha önce bebekli bir yolcuyla hiç karşılaşmadın mı yahu?” diye. Evet çok karşılaştım, yani karşılaştım galiba, hayal meyal ağlamalar, çocuk zırıltıları hatırlıyorum. Ama algıda seçicilik diye bişey var, çolukla çombalakla o zamanlar işi olmayan ben, bebesi ağlayan yolcular ne yapar, o bebe neden ağlar, ne kadar sürer, nasıl susturulur, diğer yolcuların tepkisi nasıl olur, hiç farkında değilim. Ben şahsen daha önce böyle yolcuları kınayan ya da onlardan rahatsız olan tavırlar sergilemedim, zaten hatırlamıyorum bile öyle durumları. Ama herkes benim gibi midir, “Aman çocuk işte ağlar tabi” deyip anlayış mı gösterir, yoksa “Üfff nerden de düştük bu bi ordu bebenin arasına!” bakışlarına bi de ‘cık cık’ sesleri mi eklenir, hiç bir fikrim yok!

Çevremizdeki çocuklu insanlarda fikir danışıyoruz durmadan, hiç bebeğiniz küçükken uçak yolculuğu yaptınız mı diye. Herkesin tecrübesi farklı haliyle, kimi “Bizim çok sorunsuz geçti, yol boyu uyudu bebek” diyor, kimi de “Uçak uğultusundan rahatsız oldu, inene kadar feryat figat ağladı”. “Aman size ne canım, bırakın da onu uçaktaki diğer yolcular düşünsün, bu onların problemi” diyenler bile oldu. Bu son yorum kulağa daha bir hoş geliyor ama ben malesef o kadar rahat olamıyorum, bu yolculukta bizi neler beklediğini düşünüp içim içimi yiyor…

Yine etraflı bir aile konseyinden sonra, en uygun yolculuk saatinin akşam saatleri olduğuna karar verdik. Annemin fikriydi aslında. Çünkü siz tüm gün var gücünüzle hayatı bize zehir etmeyi başarsanız da, akşam saatlerinde gece uykusuna yatıyorsunuz ve şükür Allahıma ki o uyku gündüz ki kadar hafif değil. Yani akşam yolculuk yaparsak, yol boyu uyuma ihtimaliniz var. En azından 1 saatini bile uykuda geçirseniz öpüp başımıza koyarız.

Bu kararın ardından hemen 17 Mart 2012 tarihine saat 20:30 uçağına biletlerimiz alındı. Ama içimizdeki korku hepimizi yiyip bitiriyor! “Ya çok ağlarlarsa, ya susturamazsak, rezil olursak…” Uçaktan indirilme gibi bi ihtimal olmadığına göre, en kötü durumda yüzsüzlüğe vurup halimizi umursamadan devam etmekten başka çare yok.

Bu korkular süre dursun, evde hummalı bir toplanma çalışması var. Yolculuk 6 ay gibi bir süre, yolcular 3 bebek, bir de pimpirikli bir anne olunca, eşyaları bavullara doldurmak yerine, evi sırtımıza sarıp gitmenin daha akıllıca ve kolay bir çözüm olduğunu düşünmeye başladım. Amerika’da evleri yerinden söküp götüren şirketlerden biriyle mi anlaşsak diycem ama apartmandaki diğer insanları da bu taşınmaya ikna etmek gibi bir görev çıkıyor o zaman önüme…

Hazırladığım eşyalar tam olarak şöyle: (orada ilkbahar, yaz, sonbahar mevsimlerini yaşayacağımız için, bütün bu mevsimlere ve sizin o aylarda büyüyecek olan bedenlerinize ait kıyafetler içeren) 5 büyük valiz, 1 ana kucağı, (mama, biberonlar, termos, yedek kıyafet-üstbaş, ıslak mendil, bez içeren)4 adet -biraz daha küçük- el bagajı. Arkadan gelecek olan 1 büyük boy park beşik, 1 ikiz, bir tek bebek arabası ve bir hamak da var. Görüldüğü gibi evin oturma grubuyla mutfak dolapları eksik bu listede.

Bu yolculuk (taşınma desek daha doğru olacak sanırım) telaşı, babanızla olan 6 aylık ayrılık hüznünün bile önüne geçti. En azından bu dertle meşgul ol-a-madığım için mutluyum aslında. Çünkü giderken onu arkada bırakmak içimi çok acıtıyor. Valizler yığıldıkça üzüntü biraz erteleniyor en azından…

Yolculuk gününe 1 gün kala, artık stres doruk noktada, bilgisayar başına oturduk babanızla check-in yapmak için. Koltuk numalarımızı belirliycez yani. Kendimizce, ‘otururuz yanyana, sen şunu kucağına alırsın, o bunu alsın, cam kenarına ben oturayım, emzirmek kolay olsun, koridorda bu dursun, çantalardan bişey lazım olursa o kalksın’ falan gibi hesaplar yapıyoruz. Açtık THY’nin sitesini, istediğimiz koltuklara tıklıyoruz tıklıyoruz, yok! Sadece birimizi kabul ediyor, diğerlerini kabul etmiyor. Allaaaah Allaaaah bu nasıl iş, nedir bu böyle derken, eş dosta telefonlar edip, çağrı merkezlerini arayıp olayın özünü anlamamız 3 saat sürdü! Olay şu: Bir sıra koltukta birden fazla bebek kabul edilmiyor. Yanyana iki ya da üç bebek oturamaz yani! Buyur burdan yak. Biz ayrılamayız ki ama, gerektiği durumlarda hepiniz benim elimin altında olmalısınız ve ben rahatlıkla emzirebilmeliyim. Yani kucaktan kucağa aktarma işimiz kolay olacak yanyana oturursak. İşin garibi,neden böyle bir yasak olduğunu THY’nin çağrı merkezindeki görevliler de bilmiyor ve bize havaalanındaki görevlilere durumu anlatıp ricada bulunmamızı söylediler. Daha önce havaalanında çalışmış bir arkadaşımla konuştum, o da böyle bir kural olduğunu ama hosteslerden rica edersek ve özel durumumuzu anlatırsak bizim için birşeyler ayarlayabileceklerini söyledi. Koskoca Türk Hava Yolları rica minnetle iş görüyor yani…

Garantici babanızın bu işe fena halde kafası bozuldu tabi ki. “Böyle afaki bir durumla asla yola çıkmam” ben deyip saatlerce müşteri hizmetlerinde, bir o görevliyle bi bu görevliyle konuşup durdu. Sonuç, elde var sıfır. Yolculuk anını bekleyip görücez…

Reklamlar

4 thoughts on “NE YERDEYİZ NE GÖKTE 1/2

  1. Geri bildirim: GÜLE GÜLE HAYATIMIN EN BERBAT YOLCUĞU, MERHABA EVİM… « 3 bebe 1 arada

  2. selam, tesadüf eseri okumaya başladığım yazılarınızı şimdi bir türlü bırakamıyorum. benim de 17 aylık bir oğlum var. bu yüzden artarak çoğalan duygusallığım yüzünden genelde ağlayarak okuyorum.
    burada merak ettiğim konu nereden nereye yolculuk yaptığınız, çünkü hiçbir şekilde şehir mekan belirtmemişsiniz.

Haydi sen de bir şey söyle :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s