KABUS ZAMANLAR-Geçmeyen Günler – Bölüm 1/2

Neler geçti o günden sonra… Yazmayışımın, yazamayışımın çok haklı sebepleri var. Ayrıca bunları eşzamanlı yazsaydım çocuklar, sizin için çok da keyifli bir okuma olmayacaktı emin olun…

Aradan 3 koca ay geçti.

Bertuğ, Gülce’nin sarılık yüzünden hastanede yattığı o gece, saatlerce uyanmayıp bizi korkutmuştu ama neyseki saatler sonunda uyanıp kardeşlerinin yanına, hastaneye gitmekten kurtuldu. Yine de sabaha kadar tedirginlikle başında beklememize engel olmadı bu durum…

Ertesi gün Gülce’yi almak için hastaneye gidecektik. Tabi Egemen’i de. Babanız zaten kaç gündür “Egemen’i ne zaman taburcu edicez?” diye sorup duruyordu. Ne olur bana kızma evlatcım, ama sana orda iyi baktıklarını da bildiğimden 1 hafta daha kalmanı istedim, ne yalan söyliyim! Başta, bebeklerin ikisini evimize götürürken birini burada bırakıyoruz diye çok içim sızlamış, ağlamıştım, ama doktorun dediği gibi, iki bebekle geçirilen bir gecenin ardından bunun aslında ne kadar iyi bir fikir olduğunu çok iyi anladım! İşte doktorların, hemşirelerin, espri olsun diye benimle dalga geçtikleri duruma düşmüştüm, elimden gelse birinizi daha gönderebilirdim küvöze, bi süreliğine daha!.. Bence premature ve çoğul bebekler taburcu edilirken, kesinlikle aileye bir hemşire tahsis edilmeli intibak süresi boyunca. Siz bu satırları okurken belki çoktan öyle bir uygulama başlamıştır bilemiyorum, ama şimdi yok malesef!

Egemen ve Gülce de evimize geldi, biz artık 5 kişilik bir aile olduk! O ana kadar ‘zorluğumuz bir kat daha artıyor’ kederiyle dertleniyordum, ama bütün yavrularım çatımızın altına toplanınca anladım ki, yavrularının koynunda uyuması bütün zorluklara değer!

Evet hep birarada olmanın tadı tarif edilemez, ama çekilen çile de öyle! Bir evde ağlayan, acıkan, gaz sancısı, erken doğum bunalımı çeken, altını pisleten, kusan, uyuyamayan, emzirilmesi gereken, kucak isteyen, sallanmak isteyen, BAKIM İSTEYEN 3 bebek… Sürekli bu işler için koşturmak zorunda olan, gece-gündüz 3 kişi. Yapılacak ve yapılan işlerin yazıldığı defterler, not alınan saatler, sürekli ‘şimdi sıra kimde’ kontrolü yapılan notlar… Kayda girilmesi unutulduğu için karışan kafalar, bu sebeple aynı bebeğe üstüste yapılan beslenmeler, alt açmalar, verilen ilaçlar… Kısa aralıklarla sırası geldiği için her daim temiz olması gereken biberonlar, çeşmenin başında biberon yıkamakla geçen saatler… Anne kucağından biri giden biri gelen bebekleri emzirmeler… Sırt ağrıları, bel ağrıları… Onca ağrı ve uykusuzluğun üzerine süte geçmesin diye ilaç, kahve içememeler… Daha fazla süt olsun diye sürekli beslenmek zorunda olmalar ama bir şeyler yapıp atıştırmaya bile ayrılamayan zamanlar… Uyutabilmek için gece gündüz kesintisiz beşik, ayak sallamalar… Gece uykusuzlukları, nöbetleri… Ağlamalar, ağlamalar, ağlamalar… Ömür boyu kulaklarımda çınlayacak olan o ağlamalar…

Hayatımız bir kabustan farksızdı. Her sabah o kabustan uyanma ümidiyle güne başlayıp, hala sürdüğünü görmek ne acı. Hayatını karartanınsa, aslında süsleyecek olan evlatlarının olması daha beter acı! Herkesin ballandıra ballandıra rüya gibi yaşadığı, anlattığı o yeni hayatı karabasan tadında yaşamak, acıların en beteri…

‘Benim hayatım hep böyle mi sürecek?’ çıkmazı ise ayrı bir bunalım sebebi… Bir çile var ortada, evlatlarına yetişememe, onların bebekliğinin, en güzel kokulu günlerinin tadına varamadan gözünün önünden akıp gitmesi… Ama ‘bu dert ne zaman bitecek ya da bitecek mi?’ sorularıyla gün geçmiyordu. Bu düşünceler dipsiz bir kuyu gibi hepimizi içine çekiyordu. Mutsuzduk. Robotlaşmıştık. Hatta robotlaşamamıştık bile, bozuktuk hepimiz; sağa sola omzunu, bacağını çarpmadan yürüyemeyen, iki çift lafı bir araya getirip birbiriyle konuşamayan, anlamayan, anlaşamayan, uykusuz, bozuk robotlardır…

5 kişi değil, 7 kişilik bir aile olduk aslında. Annem ve bakıcımız bu ailenin şu an için vazgeçilmez parçaları. Öyle ki, odada onlardan biri olmaksızın kalamıyorum bile, gerekirse tuvalete bile göndermiyorum onları. Her sabah, bakıcının gelmesini, gözlerimiz duvardaki saatte sabırsızlıkla bekler olmuştuk. O gelince kendimizi yataklarımıza fırlatıp, yarım saat içinde ya ağlamalarla ya da bakıcının kapıda belirmesiyle uyanıyorduk “Abla, çok ağlıyorlar, yetişemiyorum…”

Gün içinde annem de ben de bulduğumuz küçücük boşlukta başımızı yastığa vuruyorduk. Ama o kısacık uykular dinlenmekten çok daha da sersemleşmeye yarıyordu. Daha çok asabileşmeye, tahammülsüzleşmeye…

Sürekli ya kucağımızda, ya ayaklarımızda sallanan, uyumayan, ağlayan nöbetçi bir bebek vardı. Sürekli. Sessiz bir an yoktu bizim evde. Olsa bile bir iki dakika içinde bebeklerden biri tarafından bozuluyordu hem o sessizlik, hem de kardeşlerinin uykusu. Böylece yeniden elde var ‘ağlayan ve uyutulmayı bekleyen üç bebek’

Günler hep böyle, hem birbirinin aynı, hem bir öncekinden bin beter akıp gidiyordu. Yıllar geçiyordu böyle, ama takvime bir bakıyorduk ki sadece 20 gün geçmiş. 30 gün, 36 gün, 40 gün!… Zaman bizim için akmıyor artık, en gerekli olduğu zamanda…

Reklamlar

3 thoughts on “KABUS ZAMANLAR-Geçmeyen Günler – Bölüm 1/2

  1. “Herkesin ballandıra ballandıra rüya gibi yaşadığı, anlattığı o yeni hayatı karabasan tadında yaşamak, acıların en beteri…” Okuyunca benim de ilk 40 günüm aklıma geldi de… Ben de öyle olacağını düşünmüştüm kırmızı kurdeleme poz verip çekilen resimleri Facebook ta paylaşacaktım!! Hiç de öyle olmadı! Ziril ziril ağlayan ve uyumayan kolik BİR bebekle annem ve ben bile zor başedebiliyorduk. seni düşünemiyorum bile !! O günlerde çekilen birkaç kare fotografa vicdan azabından dolayi hala bakamıyorum.bu cocuk neden bu kadar ağladı ve biz engel olamadık diye..

  2. Geri bildirim: KABUS ZAMANLAR -Geçici Ayrılık – Bölüm 2/2 « 3 bebe 1 arada

Haydi sen de bir şey söyle :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s