KABUS ZAMANLAR -Geçici Ayrılık – Bölüm 2/2

…Yazının öncesi için tıklayın: Geçmeyen Günler

Sağlık sorunlarının da ardı arkası kesilmiyordu. Bütün vücudumu sarıp kanata kanata kaşındıran alerjim 40 günün sonunda bitti. Ama tam da yılbaşında daha da beter bir maraz karşıladı beni, göz enfeksiyonu, doktorun tanısıyla “ağır viral konjonktivit”…

Bunu yazarken bile gözlerim yanıyor, midem bulanıyor…  Gözlerimin beyazı kalmamış kıpkırmızı olmuştu. Gözlerimi açamıyordum. Evet a-ça-mı-yor-dum! Mecaz değil yani, gözlerimi açıp bakamıyordum. İşin kötüsü kapalıyken de rahat etmiyordum ki, gözlerim alev alev yanıyor, içine milyonlarca iğne saplanmış gibi feryat figan ağlıyordum durmadan!

Doktor beni görünce irkildi, inanamadı gördüğüne. Gördüğü en ağır göz enfeksiyonu vakalarından biriydim. “Tedavin aylar sürebilir, hazır ol” dedi. Hiçbir şeye hazır olacak güçte değildim artık. Sadece bitsin diye ağlıyordum, elimden gelen tek şeyi yaparak… Kucağıma emzireyim diye verilen bebek hangisi diye bakamıyordum bile. Sadece el yordamı, ezberlediğim şeyleri yapabiliyordum… Bu kabus tam 1 ay sürdü. Doktorun beklediği devam hastalıklarına yakalanmadım ve aylar sürecek tedavilerden şans eseri kurtuldum…

Babanız, siz eve geldiğinizden bu yana, ama en çok da bu dönemde, insanüstü bir gayretle hem gündüz hem gece mesai yapıyordu. Gündüz iş, gece bebek mesaisi… Benim yükümü hafifletebilmek için çoğu zaman ağlayan bebeğe mamasını yedirip, gazını çıkarıp geri uyutuyordu. Ben bunların hiçbirini duymuyordum bile bazı zamanlar. Yanımda var gücüyle ciyaklayan bebeğin sesine karşın ölü gibi uyuyabiliyordum, gündüzün bitkinliğiyle…

Annemse başta denediğimiz, ‘bebekler ben ve annem‘ şeklindeki yatma düzenimizi değiştirmiş, benim halime dayanamayıp iki bebeği kendi odasına almıştı. Geceleri herhangi iki bebekle o yatıyor, birisi bizim odamızda kalıyordu. Gece trafiğimiz hızlı olduğu için bunun farkına pek varılmıyordu gerçi; uykusu hafif olan babanız, annemin yanındakilerden birinin ağladığını duysa hemen mama yapmaya koşuyordu. Annemse sabaha kadar 2-3 kez emzirmem için biriyle başımda dikiliyordu, bütün ihtiyaçları karşılandığı halde uyuyamadığı için. Bu durumda olan bebek emerken uyuyabiliyordu. 1-1,5 saat aralıklarla devam eden bu döngü, hepimizi sabaha kadar uykusuz bırakıyordu…

Gözlerimin altı mosmor. Hızla kilo verdim, vermeye devam ediyorum. Hamilelik öncesi kilomun da çok altındayım şimdi. “Doğum kilolarını çabuk vermişsin?” diyenlerin benle dalga geçtiğine inanıyorum. Kilo veremeyip, böyle bir hayatı toraman yaşayabilmek mümkün mü acaba?

Bakıcımız, eve ilk geldiği günlerin birinde, etrafı merak incelerken, konsolun üstünde duran düğün fotoğraflarının önünden bana seslendi, “Ayyyy ablaaaa, sen eskiden ne kadar güzelmişsin!”. Hönk, eskiden mi? Gençken deseydin bari? 3 yıl önce sadece! “Şey yani, şimdi yorgunluk, bakımsızlık… Hep ondan böylesin…” Böylesin derken? Üst üste pot kırdığını farkeden kız, bi bahaneyle odadan sıyrılıp çıktı. Çaktırmadan konsolun önüne gelivermişim, bilinçsizce orada, fotoğrafların önünde buldum kendimi. Sahi yaa, o resimlerde makyajdı, rütuştu derken, bişeylere benziyorum gerçekten. Renk var yüzümde. Ve gülebilen gözlerim. İstemsizce yana, vitrinin camındaki silüetime kaydı gözüm, ne kadar da solgun, çirkin, pespaye, darmadağınığım diye öylece kalakaldım, eski ben ve yeni benin karşısında… Nasıl ve ne zaman toparlanabilirim, hiç bir fikrim yok…

Siz eve geldikten sonra başıma musallat olan, canımdan can alan bir kabusum daha var… Her, ama her, her her her uykudan uyanışta, gece, sabah, gündüz 10’ar dakikalık kestirmeler, hepsinin uyanışında, sanki kucağımdaki bebeği yere düşürmüşüm, ya da yatakta bebeklerden biri varmış da onu çiğnemişim gibi, can havliyle fırlayıp, yatağın dört bir yanını yoklayıp bebek aramak! Bu kelimenin tam anlamıyla bir kabus! Her seferinde olmak zorunda mı? Bunun gerçek olmadığını anlayıp gerçek dünyaya dönene kadarki sürede ömrümden ömür gidiyor her seferinde! Ama tekrar oluyor, tekrar ve tekrar. Yanımda o an babanız varsa nispeten şanslıyım demektir, “Sakin ol canım, sadece bir kabus…” diye beni kendime getirdiği için. Bu kabuslar azalmış olsa da hala beni yoklamaya devam ediyor…

Bakıcımız iyi ki oldu. Hamilelikteki cahil cesaretime kapılmayıp, iyi ki bir bakıcı tuttuğumuza şükredip duruyorum. Bir kişi eksikle bu çile nasıl yaşanırdı, hiç ama hiç bir fikrim yok. İnternette tanıştığım üçüz anneleri arasında, bebeklerine tek başına bakabilenler var! Tek başına! Ütopya gibi… Akıl erdiremiyorum ben o hayata…Odanın içinde bebeklerle birlikte bırak yalnız kalmayı iki kişi kalınca bile tedirgin olurken, koca evde 3 bebekle tek başına olmayı hayal bile edemiyorum…

Bakıcımız hoş kız, sizi çok seviyor. Üzerinize titriyor. Hoşuma gitmeyen durumları var ama. Hatta bazen çok canımı sıkan durumları da var. Ama görmezden gelmeye çalışıyorum. Tam anlamıyla içine sinen birini bulmak kimse için mümkün değil. Üstelik şimdi bu durumlara yükselme gibi bir lüksüm de yok. Çünkü ona mecburum. Bu, başkasına muhtaç olmak fikri, bir yabancıyla hergün, her an dipdibe, burun buruna yaşama işkencesi hiç bana göre değil. Ama tüm bunlara katlanmaya mecburum…

Mecburdum. Ta ki, en sonunda kız beni dellendirip çileden çıkardığı o güne kadar. Detaylara hiç giremiycem, giresim yok. Uzun hikaye, birikmiş şeylere dayanıyor. Kızıp da söyleyemediğim, içimde biriktirdiğim, ‘ya sabır’ çektiğim, hergün aynı gerginliklerle yaşamaya çalıştığım şeyleri patlatıverdim iki gün önce. Kızı ağlattım. Bu tartışmayı çıkardığıma hiç pişman değilim. Kızı ağlattığıma üzgünüm sadece. Çünkü, beni içten içe dolduran o yanları dışında iyi bir kızdı. İyi bile anlaşıyor, muhabbet edebiliyorduk. Aileden biri gibi görmüştüm onu. Ama o mütemadiyen, aileden biri olma yoluna balta vurmayı ihmal etmedi. Bindiği dalı kesti farkında olmadan. Umarım enazında bundan sonraki çalışma hayatı için tecrübe olmuştur…

Zaten iki gün sonra uzunca bir ara vermesi gerekiyordu bizimle çalışmasına. Çünkü biz Cumartesi günü, sizi doğumdan sonraki ilk yolculuğunuza çıkarıyoruz. Anneannenizin evine gidiyoruz, 6 aylığına. Çünkü o daha fazla bizimle kalamayacak, evine, dayınızın yanına dönmesi gerekiyor. Dayı aylardır annesine “Ne zaman döneceksin?” baskısı yapıp duruyor çünkü. Onları anlıyorum, annem 3 aydır burada, kardeşimin okulu var, sınavları var. 17 yaşında ev işinden, yemekten anlamayan genç bir erkek. Bu yüzden akrabalarımızın evinde kalıyor aylardır. Bunaldı. Bunun için annem artık gitmeye karar verdi birkaç hafta önce, gözü arkada kalarak. “Bakıcımız var nasılsa” diye. Hoş, artık o da yok… Ama ben annemsiz yapamam, bakamam size! Bakıcı da olsa, yanımda bir ordu da olsa, çocuklarımla birlikte annemsiz kalmaya hala hazır değilim… Buna hazır hissetsem bile, annemin yokluğunda açığı kapatacak, bize yardımcı olacak hiç kimsemiz yok. Tek çare kalıyor geriye, bizim de onunla birlikte gitmemiz, yazı geçirip sizi büyütene kadar…

Bunu yapmaya mecbur olmak içime bir yara açtı… Sizi babanızdan ayırmak acısı. Bu fikre elimahkum “olur” deyip, elinden bir şey gelmeyerek, bana bile belli etmeden, gizli gizli ağlayışları, bu uzuuun ayrılığa mecburiyetten razı gelişi içimi dağlıyor!.. Geçen gün annemi, bunun için ağlarken duydum bakıcımıza. Anlatıp dert yanıyordu, “Bebekleri babasından ayırmaya benim de gönlüm hiç razı değil, ama onları götürmekten başka çıkar yol ki!” deyip…

4. ayınız dolmak üzere. Döndüğümüzde 10 aylık olacaksınız. Bebekliğinizin belki de en özel, en güzel aylarında, sizi babanızdan uzaklara attım diye bana sakın darılmayın çocuklarım… Ben de çok çaresizim. Bu ayrılığa dayanmıyor kalbim, ama en çok sizin için… Babanız her ay sizi görmeye gelecek. Her ay, gelişin sevinci gibi, birkaç günün sonunda her geri dönüşte ayrılık acısı yeniden yaşanacak. Ama en azından tesellimiz şu ki, bu geçici ayrılık bir gün son bulacak…

Reklamlar

4 thoughts on “KABUS ZAMANLAR -Geçici Ayrılık – Bölüm 2/2

  1. merhaba! 6.ayını dolduran bir gebeyim.2.çocuğumu bekliyorum Allahın izniyle.bloğunuzu birkizbiroğlan’ın takip tavsiyesi üzerine dünden beri en başından başladım okumaya. neler yaşamışsınız.sizinle ağladım resmen kızıma belli etmeden.üzüldüm sevindim(gerçi sevinilcek pek bişi yoktu galiba:) allah yardımcınız olsun.ikiz bebelere hevesim vardı ama Allahım beni benden daha iyi tanıdğı için teker teker gönderiyor 🙂 sizde 3üze güç yetirecek potansiyel varmış ki rabbim nasip etmiş.yardımını esirgemesin sağlıkla hayırla büyütün inş.

    hani küvözde oğlunuz parmağınızı tutmuştu ya, kızımda 3günlükken sarılık oldu.yüksekmiş de sanırım.3gün hastanede kaldık.bi an ona dokunurken parmağımı tuttu.beni burdan al dercesine.salya sümük nasıl oldum bilmiyorum.kızım şimdi 3 yaşını doldurdu ve hala eşim o anı bana hatırlatır 🙂

    • Hoşgeldiiiinnnn 🙂 Demek seni selcen gönderdi, gel gel otur şöyle ayakta kalma :))
      Allah gebeliğini tamamına erdirsin ve bebeğini sağlıkla kucağına almayı nasip etsin inşallah. Yazılarda ağlamalarının hamilelikteki hormon patlamasıyla da ilgisi vardır muhakkak, ben de hamileyken heşeye zırıl zırıl ağlardım :))) Vallahi herkes öyle diyor, Allah bendeki potansyelden dolayı vermiş bu üç bebeyi diyolar, ama benim henüz bendeki potansiyelden haberim yok açıkçası 🙂 Ne biliyim belki de birinin bedduasını falan almış da olabilirim :)) Şaka bir yana, Allah hepmizin yavrularına uzun ömür versin ve acılarını göstermesin. Çok zor bir hayatım var ama sanırım tempoya alışıyorum, eğlenceli yanları da var, buralara yazacak malzeme çıkıyor işte :))

  2. Geri bildirim: YENİ YIL YAZISI: “HER YENİ YILA İTİNAYLA MARAZLI GİREN İNSANLAR” « 3 bebe 1 arada

Haydi sen de bir şey söyle :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s