Ayrılık Bitiyor – İLK AYRI KALIŞ HİKAYEMİZ, YOĞUN BAKIM / Bölüm 7

Hamileyken hazırladığım doğum çantamın içinde bebeklerin hastane çıkışı eşyaları da vardı. Onlara hiç dokunmamıştım. Öylece bi kenarda, bebeklerin taburcu olacağı günü bekleyip duruyordu. Bebeklerin eşyası hazırdı ama benim de yanıma bir iki parça eşya almam gerekiyordu. Hataneden arayan görevli, taburcu olmadan önce bir iki gün birlikte hastanede, doktorun gözetimi altında kalmamız gerektiğini söylemişti. O telaşla elime ne geçtiyse bir yandan çantaya tıkıştırıyor, babanızı arayıp çabuk gelmesini söylüyor, evde kalacak olan anneme birşeyler anlatıyor, sonra tekrar çantaya dönüp az önce tıkıştırdığım saçma sapan şeyleri geri boşaltıyordum. Çabuk gel deyip telaşlandırdığım babanız gelip kapıya dikildiğinde hala üstüme birşeyler giyememiştim bile.

Kendimizi apar topar dışarı attık. Tam gaz hastaneye ulaştık. 5.kata bu defa alacaklı olarak çıkmak ne büyük keyifmiş Allahım! Bayram çocuğu gibi sevinçliydik ikimizde. Eminim dışardan çok komik görünüyoruzdur. Ayaklarımı da heyecanlı heyecanlı yere vuruyor muydum acaba?

Kapılar açıldı ve ben içeri resmen aktım : ) Geçen sefer bana kendini affetiren gıcık hemşire vardı yine. (Artık gıcık değil, affettim çünkü). O elimden çantaları alırken ben de bebeklerimin yanına koştum. Kocaman göründüler gözüme. Demek ki kavuşma zamanımız gelmiş gerçekten. “Sen geleceksin diye beslemedim Gülce’yi, hadi emzirme odasına geçin birlikte” dedi. Bebeğimi kucağıma aldım, içeri geçtik. Daha önceki deneme çok kısa sürdüğü için tadına varamamıştım. Emzirmek dünyanın en güzel şeyiymiş meğer! Kızım o kadar acıkmış ki, dakikalaaaarca sürdü o ilk özel anımız. Doyunca hemşire gelip onu benden aldı ve giydirip hazırlamak üzere götürürken, Bertuğ’u getirdi bu kez. “Oğlun da acıkmış bak annesi” dedi. Şirin oğlumun şaşkın bakışları eşliğinde, onunla ilk emzirme denememizi yaşadık. Başta çok zorlandı bu yeni deneyimde. Ama alıştıktan sonra, gözlerimin içine diktiği gözlerini emzirme boyunca hiç ayırmadı. Dakikalarca bakıştık oğlumla, ayrı geçen zamanın acısını çıkarır gibi…

Gülce’nin hazırlanma işleri epey uzun sürdü (kızların bekletmesi taaa bu yaşlarda başlıyormuş demek). Ben o sırada oğlumla vakit geçirebiliyordum da, kapıda ağaç olmuş, heyecandan bayılmak üzere olan babanızdaydı aklım. Arada sırada içeriye giren çıkan oldukça kapılar açılıyor, kapının önünde sabırsızlıkla bekleyen babanızın el kol işaretleriyle “Hadi neden çıkmıyorsunuz artık?” diye soran halleri görünüyordu. Onu içeri almamıştı hemşireler, daha önce de söylediğim, babanın ayda bir görebilme izni yüzünden. İçeriye minimum sayıda kişi almaktı prensipleri. Bir defasında sorumlu doktorun, içeri girmek için yalvaran bir dedeye söylediklerini duymuştum:“Bebeğin anneden başka kimseye ihtiyacı yoktur. Babaya bile. İçeriye giren herkes, o bebeklerin zararına…” Bu yüzden babalara kıyıp ayda bir kez görmeyi reva görmüşlerdi…

En küçük boy kıyafetlerin içinde bile kaybolan minik kızımı alıp çıkarken, Bertuğuma alelacele bir veda ettim. Çok üzülmedim o an, çünkü hemen evimize gitmiyorduk, birkaç gün hastanede kalacaktık Gülce’yle beraber. Ve bu süre zarfında her beslenme saatinde yukarı çıkıp emzirebilecektim minik tavşanım, Bertuğumu…

Tekerlekli sepet içindeki küçük prenses ile birlikte kapıda görünür görünmez babanız koştu yanımıza, dolu dolu gözlerle. Kızına baktı, iç geçirdi. Duygularını herkesin önünde yaşamayı sevmeyen baba, sevgi patlamasını odaya saklıyordu besbelli.

2.kattaki odamıza girerken, hemşire babanızı taburcu işlemleri için çağırdı. Kızımla, aslında bir bebekle ilk kez yalnız kalıyordum. Düşününce bu, acemi bir anne için gerçekten son derece ürkütücü bir durum! Hele ki bir de bebek nefes alamıyor da darlanmış gibi kıpkırmızı kesilip garip sesler çıkarıyorsa! Elimdeki bebeğe dehşetle bakıp kapıya koştum “Hemşire hanıııııım, çabuk buraya geliiiiiiin!” diye bağırmaya başladım! Panikle gelen hemşire durumu görünce hafif alaycı bir gülümsemeyle baktı bana ve “Yeni doğan bebeklerin gaz sancısı yüzünden böyle sesler çıkarması normaldir, korkmayın” dedi. Bu ıkınıp sıkınmalar gazdanmış meğer, desene be kızım, ödümü patlattın!…

Evdeyken, neyime güvenip de “Anne senin gelmene gerek yok, yarın çıkarız zaten” dediğime akıl sır erdiremeyerek, hemen telefona sarılıp, ağlamaklı ağlamaklı annemi aradım: “Anne çabuk buraya gel noooolur, ben bebekle ne yapacağımı bilemiyorum!”

Birkaç saate annem de geldi. Tabi ben onu gözüm yollarda panik içinde bekledim. “Ne yapmam lazım, ne kadar sıklıkta emziricem, eee şimdi nolucak?” diye babanızla birbirimize şaşkın şaşkın sorup durduk…

2.kattaki kızım ve 5.kattaki oğlum arasında mekik dokuyarak geceyi ettik. Bir de aralarda diğer hastanedeki oğlum için süt sağdım, babanız götürdü. Gecenin geç saati ve günün yorgunluğundan bitap durumdayım, uykusuzluktan ölüyorum ama uyuyamıyorum ki! Kafamı yastığa koyamıyorum! Gülcenin puseti yatağımın hemen yanında, dipdibeyiz, hatta Gülce’nin diğer tarafında da annemin yatağı var. Ama “Sesi çok cılız, ağlasa duymayız, ya kusarsa, nefes alamazsa, niye böyle ıkınıp sıkınıyo, bişey mi oldu, ne yapsak?….” vesveseleri yüzünden 30 saniyede bir fırlayıp fırlayıp ona bakıyorum. Beni ikna edemeyen annem de bu panik halim yüzünden geceyi mecburen ayakta geçirdi “Tamam sen yat dinlen, ben nöbet beklerim kızın başında” diye. Ama çözüm oldu mu, hayır. Bu sefer de 45 saniye de bir, “Anne uyumuyosun di mi, bekliyosun Gülce’nin başında?” demek için fırlayıp durdum…

Sıfır uykuyla geçen gecenin ardından, sabah neyse ki mutlu haberler karşıladı bizi, Bertuğum da taburcu oluyordu! Tüm yorgunluğu unuttum haberi alınca. Soluğu 5.katta aldık, minik tavşanı teslim almak için. Bu defa gıcık hemşirelerden biri vardı ve beni de almadı içeri. Dakikalarca kapıda Bertuğ’un giydirilip çıkarılmasını bekledik. Tabi benim içim içimi yiyor, aşağıda Gülce kaldı, çabuk gitmem lazım benim diye. ‘Görmemişin çocuğu olmuş sendromu’ diyoruz biz buna kısaca. Yahu yanında annen var işte kaç yıllık tecrübeli anne. Üstelik senin gram tecrüben yok be kadın, o ağlasa oturur sen de ağlarsın! Ama yoook illa başında olmam lazım… Derken minnoş şey, kafasındaki büyük gelen şapka gözlerine kadar inmiş bir halde verildi ellerimize! : )

Yatağın yanında iki puset, içinde birbirinden minnoş bebeyle bir gece daha geçirecektik bu hastanede. Doktorların, hemşirelerin, hatta kattaki diğer doğum yapmış ya da doğurmayı bekleyen oda komşularımızın gözbebeği oluverdik bir anda. Odamız hiç boş kalmadı. Her gelen o klasik sorular ordusunu saldı üstüme. Hatta baktım böyle olmayacak, herkese tek tek “Hayır tüp bebek değil. Hayır ailede yok, tedavi. İki oğlan bi kız. Evet yalnız değilim annemle bakıcaz. Yaaa evet zor olacak ama napalım Allah vermiş işte…..” cevaplarını sayıklayıp duracağıma, toplayıp bütün hastaneyi bi konferans ve basın açıklaması yapmayı düşündük. Ama projeksiyon ve perde bulmamız sıkıntı olunca vazgeçtik : )

Bebeklerimin ikisi yanımdayken, diğeri şehrin öbür ucunca soğuk bi hastane odasında diye içim yanıyordu aslında belli etmesem de (soğuk derken mecaz, küvözün içi 37 derece) Tam böyle düşüncelerle sevincimiz gölgelenirken, babanıza Egemen’in hastanesinden bir telefon geldi. “Bebeğin annesi gelip emzirme denemesi yapabilir, bebek emebilirse taburcu olacak”… Tamam anladık üçüzsünüz, eş zamanlısınız da, bu kadar mı yahu? :)))

O gün emzirmek için gittim son bebeğimin yanına. Onu da alıp gelicez diye umutlanarak, eşyaları da yanımızda. Hatta kaldığımız hastaneye “biz diğer bebeğimizi de getiriyoruz” diye bildirip herşeyi ayarlamışız. Gittik bi baktık ki, Egemen çok ağlamış, beslenme saatini ve benim gelmemi beklemeyip beslemişler… Çaresiz onca yolu geri döndük. Akşam bize söylenen saatte yine oradaydık. Bu defa iki bebeği anneme bırakmış çıkmıştık. Bu benim için olduğu kadar, annem için de büyük bir gerginlik kaynağıydı 🙂

Sonunda Egemen’de kucağımda ve dilediğim kadar sarılıp koklayabilirim onu da. Acaba emzirebilecek miyim, bebeğim alışacak mı diye endişe ederken, Egemen beyimiz, 40 yıldır yaptığı bir işmiş gibi hiç zorlanmadan başladı emmeye! Hemşireler, doktorlar, hepimiz güldük onun o haline, açlıktan sabırsızca çırpınan ellerine kollarına… Sonuç harikaydı ve bize söylenene göre onu da taburcu edip hemen alıp gidebilirdik.

Biz bu heyecanın içindeyken, o gün tesadüfen nöbetçi olan doktor arkadaşımız çekti bizi kenara. “Bak ablacım. Sen bu çocuğu bugün taburcu etme bence…” Allah allah… Neden ki? Hiçbir sağlık sorunu kalmadı işte, üstelik emme refleksi de onun deyişiyle “canavar gibi”. Sorun ne?

Cevabı söyledi. Hiç düşünemediğimiz bir gerçeği anlattı uzun uzun. Şaşkın bir hakverişle önce birbirimize, sonra doktora bakakaldık babanızla. Cevap ne miydi?……

İLK AYRI KALIŞ HİKAYEMİZ, YOĞUN BAKIM Yazı dizisi burada sona erdi. Yazının devamı için tıklayın…

Reklamlar

8 thoughts on “Ayrılık Bitiyor – İLK AYRI KALIŞ HİKAYEMİZ, YOĞUN BAKIM / Bölüm 7

  1. Sabah’in koru kizimi salLarken keyifle okuyirdum kiiii en heyecanli yerinde yine keaildi hikaye:) cevap neee???

  2. Şimdi anladım bertug’ya niye uzulmedigini 🙂 Müthiş sürpriz olmuş Sema’cım:) ama lütfen hemen cevabı görelim..çabuk yaaaazz

  3. Geri bildirim: EVİMİZDE BEBEKLİ İLK GECE « 3 bebe 1 arada

  4. Geri bildirim: Sona Yaklaşırken – İLK AYRI KALIŞ HİKAYEMİZ, YOĞUN BAKIM / Bölüm 6 « 3 bebe 1 arada

    • hahaha :)))) süper bi yaklaşım. evet yazıları parça parça yayınlarken hedi devamı nerde diye bana çemkirenleri düşününce haklısın :))) Hoşgeldin 🙂

Haydi sen de bir şey söyle :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s