Sona Yaklaşırken – İLK AYRI KALIŞ HİKAYEMİZ, YOĞUN BAKIM / Bölüm 6

Küvöz günleri tüm hızıyla devam ediyor. Hemşire ablalarınızın kucağından benim kucağıma transfer olabilmek için gelişiminizi tamamlamanızı bekliyoruz. Artık gergin bir bekleyiş olmadığı için günler kabus dolu değil, sadece koşturmaca, sabırsızlık ve heyecan var duygu hanemizde. Biran önce kavuşma özlemi.

Bebeklerden birinin başka hastaneye taşınmasıyla “üçüz annesi” olan adım “ikiz annesi” olarak değişti kendiliğinden. Artık Gülce ve Bertuğ’u görmeye gittiğimde “ikizlerin annesi geldi” diyorlar benden bahsederken. Bazı hemşireler üçünüzün birarada olduğu günlerde bulunmadığından gerçekten ikiz annesi sanıyor beni. Diğer hastanede ise, Egemen’in yaşıt iki kardeşi daha olduğunu bilmeyen hemşireler var. Öğrenince şok olup başlıyorlar bildik soruları en baştan sormaya. Hergün yeni bir şaşırtma ve aynı soruları cevaplamalarla geçiyo görüş saatleri. Bilenlerce ordaki ismim ise “üçüz eşinin annesi”. ‘Üçüz eşi’ deniyor tıpta, üçüz kardeşlerden her birine.

Hemen hergün güzel bir gelişme karşılıyor beni hastanelerde. Ya Bertuğ kilo alımında artıya geçmiş oluyor, ya Gülce’yi mide hortumundan kurtulmuş buluyorum. İlk, güzel kızım biberonla beslenmeye geçti. Egemense, ilk günlerin dibe vuruşunun intikamını, büyük bir hamle yaparak aldı ve herkesi şaşırttı! Kısa sürede Gülce ve Bertuğ’un çok gerisinde kalan kilosu hızla yukarılara tırmandı, ve diğer ikisini çoktan gerisinde bıraktı. Biberonla beslenmeye geçtiği takdirde taburcuya en yakın isim de Egemen gibi görünüyor. Hayat sürprizlerle dolu : )

Geçen ayın sonunda annem de geldi ve ben evime geri döndüm. Evimizde size heyecanlı bir hazırlık sürüyor. Odanız zaten çoktan hazır ama tabi eve gelir gelmez odaya kurulamayacaksınız malesef. Beşiklerden birini salona taşıdık babanızla, üçünüz birden tek beşiğe kolaylıkla sığacaksınız zaten. Böylece yoğun bakım günlerinde ayrı kalışınızın acısını çıkaracaksınız koyun koyuna uyuyup…

Kuş Yuvası

Hemşire ablalarınızın sizi el üstünde tuttuğunu gördükçe daha bi huzurlu ayrılıyorum yanınızdan. Size bakışları, dokunuşları öyle itinalı… Bertuğ ve Gülce ‘yi görmeye gidişlerimizden biriydi. Artık oraların müdavimi olduğumuzdan öyle seramonili karşılamalar falan olmuyor, karşıdan baş ile sıcak bir selamlama, hoşgeldin gülümsemesi. Böylesi daha rahat bizim için de. hemen gittik oğlumuz ve kızımızın küvezleri başına. O da ne? Bebeklerimin etrafına, beyaz, havluya benzer birşeyden halka yapılmış. Kablolardan, serumlardan da kurtulmuşlardı çoktan. Babanızla düşündük düşündük, o havluların neden orada durduğuna mantıklı bir sebep bulamadık. Neden sonra hemşire yaklaştı yanımıza, dayanamayıp sordum, “Bunlar ne?”. Gayet masumane ve yalın bir cevap geldi, “Yuvaaaa!.. Kuş yuvası yaptım onlara…”

Gözlerim doldu hemen… Ne çok sevmiş sizi demek, nasıl özen gösteriyor. Yuva yaptım dedi resmen, çük bir kız çocuğunun evcilik oyunu gibi… Anlamadığımızı farkedince devamını getirdi gülümseyerek, “O kadar hareketliler ki, ben düzeltiyorum onlar soluğu küvözün kenarında alıyor. Kafaları çarpıyor camlara. Ben de kuş yuvası yapıp içine yerleştirdim onları, artık canları acımaz…”

Her zaman bu kadar neşeli ve sevgi dolu geçmiyor malesef görüş günleri. Yine bir Gülce ve Bertuğ günüydü. O gün o kadar bunalmışım, öylesine doluyum ki, umutsuzluğum tavan yaptı günlerimden biri. Sinirlerim iyice zayıflamış, beni bana getirecek bir ışık lazım. En iyi terapi bebeklerimi görmektir deyip heyecanla babanızı bekledim o gün. Geldi, hemen apar topar döküldük yollara. İçimde her zamankinden çok daha fazla yavrularımı görme isteği var… Durduk uzay mekiğinin kapısında, telefonla geldiğimizi bildirdik. Yüzü asık, çok hoşlanmadığım hemşirelerden biri belirdi kapıda. Elimizdeki süt poşetlerini aldı. Tam ben de sabırsızlıkla içeriye doğru adım atmıştım ki, “Üzgünüm, içerde kritik durumlu bir bebek var. Onun tedavisi yapılıyor, ziyaretçi kabul edemiyoruz” dedi ve döndü gitti. Akşama kadar yüzümü güldürecek tek şeyin hayalini kurmuşken, işte şimdi kapılar yüzüme kapanıyordu! Ben öylece kalakaldım kapının önünde, bilmiyorum kaç dakika… Bir ara, hemşireler içeri dışarı girip çıkarken, açılan kapılar ardından, bir hemşirenin benim bebeğimi kucağına almış, sarılmış olduğunu gördüm. Muhtemelen beslenme sonrası gaz çıkarma işlemiydi. Ama BEN O SARILMAYI ÇOK KISKANDIM, ÇOK! Bastırdığım gözyaşları birden patlayıverdi o anda… Başka bir kadın benim bebeğime sımsıkı sarılmış, kokusunu duyabiliyor, ben iki adım ötemdeki bebeklerimin yanına bile yaklaşamıyorum!

O hırsla eve gelene kadar, hatta gece uyuyana kadar ağladım, ağladım… Ne babanız, ne anneanneniz teselli edebildi o kıskançlığımı. Belki de ben ömrümde ilk kez gerçek kıskançlıkla tanışmıştım. Bunun sarsıntısını yaşamış olabilirim, bilemiyorum. O günden sonra sizi, bütün kadınlardan kıskanacaktım artık, bunu biliyordum…

O uykusuz gecede bir ara beni silkeleyecek bir şey hatırladım aniden. Bizi kapıdan çeviren hemşirenin sözlerini…”İçerde kritik durumlu bir bebek var. Onun tedavisi yapılıyor, ziyaretçi kabul edemiyoruz”… Ben, bebeğimi birgün görememe kaprisleriyle bunalıma girerken; orada bebeği yaşam savaşı veren, yavrusu bu savaşı kazanana kadar onu hiç görmemeye razı gelecek bir anne vardı. O an o kadının bakışlarını üzerimde hissettim ve öyle utandım ki!…

–o–

Egemen cephesinde ise işler hep istikrarlı bir biçimde olumlu. Bebeğim hızla kilo alıyor, ilk günlerdeki acınası görüntüsü günbegün iyileşiyor. Bu hızlı gelişmeye doktorlar bile şaşkın. İçim çok rahat. En çok da onu her gün, her istediğim an ve istediğim süre boyunca görebilme şansım oluşu. Oradaki hemşireler daha mesafesiz, bizden biri gibi. “Sen şimdi sabırsızlanıyorsun ama, hepsi taburcu olduğunda görürsün gününü” diye dalga geçiyorlar benimle. Haklılık payları olduğunu tahmin edebiliyorum. Ama sonuç ne olursa olsun bebeklerim benim yanımda olsun…

Bir ara doktor arkadaşlardan biriyle sohbet ederken; konu, doktorların küvözdeki bebek yakınlarıyla hep olumsuz konuşmalarına geliyor. “Herşeye hazırlıklı olsun, prematüre bebeklerde ne zaman ne olacağı hiç bilinemez…” Sıcak, samimi, hani şu ‘geveze doktor’ dediklerimden biri. Samimiyetle anlatıyor derdini bize. Bebeğini yoğun bakımda bırakan bir aile, doktorların korkulu rüyası. Yavruları, canları, can savaşında ve doktorlara emanet. Hiç hata payı yok. Ailenin tolerans payı yok, nasıl olsun ki, can bu? Bu kadar bıçak sırtı bir işte ne kadar yıprandıklarını anlatıyor uzun uzun. Bebek ölümlerinde linç edilmeye kalkışılan, bıçak çekilen, ölümle tehtid edilen hatta dayak yiyen meslektaşlarını anlatıyor… Durumu çok iyi seyrederken aniden kaybedilen, yaşamaz bu derken ölüme meydan okuyan bebekleri… Ailesine, “Bebeğiniz tüm riskleri atlattı, durumu harika, bugün gelip bebeğinizi taburcu edebilirsiniz” dedikleri bir bebeğin, 1 saat sonra aniden, hiç beklenmedik bir şekilde solunum durması yaşadığından bahsediyor. Hayretle ve hak vererek dinliyoruz. Bu büyük sorumlulukta, ‘tanrı‘ muamelesi yaptığımız, herşeyi görsün, bilsin ve bize söylesin istediğimiz doktorlara acıyorum dinlediklerimden sonra. Haklılar, “herşeye hazırlıklı olmak gerek bu hayatta…”

–o–

İlk Kucaklaşma

Böylece günler geçti ve neredeyse 1 ayı tamamladık. Ziyaret günlerinden birinde, birkaç gün önce bizi içeri almayıp suratımıza kapıları kapatan o hemşire, tam da ben ona tavır takınmaya, hatta bir kere daha damarıma basarsa okkalı bir laf yapıştırmaya karar verdiğim o gün, beni kapıda görür görmez “Bebeklerini emzirmek ister misin?” dedi! Donakaldım! Ben kıza çemkirip önceki günün hıncını almak için evde doldurmuştum kendimi halbuki! Kendisini bekleyen tehditi hissetti de mi, böyle bir savunmaya geçti acaba? Amaaan herneyse, benim yelkenlerim hemen indi ve yavru kedi gibi sinip, kızın peşine takıldım işte… Hiç beklemediğim bir anda, en çok istediğim şey birazdan olacak, dünya yanmış umrumda mı?

“Keşke bi yarım saat önce gelseydiniz” dedi,“Azönce besledik. Geleceğinizi bilseydim beslemezdim. Ama yine de bir deneyelim bakalım, emecek mi?”… Gülce’yi çıkardı cam kafesinden, ‘kuş yuvası’ yaptıkları geniş havluya battaniye gibi sardı ve bana uzattı. İlk kucaklaşmamız birkaç gün önce Bertuğ’a nasip olmuştu. Gülce uyuyordu, Bertuğ’un gözleri açık etrafı seyredişi çok hoşuma gitmiş ve “Kucağıma ne zaman alabilicem onları?” diye sormuştum. Gülümseyip hemen çıkarıp vermişti kucağıma, minnacık kedi yavrusu oğlumu. Kafasını zorla kaldırıp yüzüme bakmıştı. Her zaman zırıl zırıl ağlayan ben, o anda her normal annenin yaptığı gibi ağlamam gerekirken, kıkır kıkır gülmeye başladım! Doğuruşumdan 3 hafta sonra nihayet bir bebeği alabildim kucağıma! O ne tatlı bir duyguydu öyle… Buna ağlanmaz, gülünür ancak! Keyifle, neşeyle, kahkahalarla gülünür… : )

Bu ilk kucaklaşmadan deneyimim vardı, Gülce’yi emzirmek üzere kucağıma verdiklerinde. Kırk yıllık anne çalımlarıyla sardım kucağıma yavrumu. Ama gel gör ki, artistliğin hiç lüzumu yok, emzirme konusunda hala zerre kadar fikrim yoktu! Önceden sinirli olduğum hemşireye caka satmaları çoktan bir kenara bırakmış, onun talimatlarıyla emzirmeyi öğrenmeye çalışıyordum. Bu eğitime biraz katılım gösteren Gülce hatun, karnı tok olduğu için çabuk çevirdi yüzünü. Bertuğsa hiç oralı bile olmadı.  Böylece bu deneyim hevesimi kursağımda bırakarak başka bir güne ertelendi. Ama yine de şikayetçi değildim, o gün ayaklarım yere değmeyerek ayrıldım hastaneden…

Bundan birkaç gün sonra, yani bugün, 16 Aralık sabahı, saat 8-9 sularında telefonun sesiyle uyandım. Bilmediğim numarayı uykulu sesimle açtım. “Gülce …..’in annesiyle mi görüşüyorum?” O an kan beynime hücum etti, telefonu elimden düşürmemek için sıkı sıkıya sarıldım. Sabahın bu saatinde, kızımın adını bilen, onu soran kişi, olsa olsa hastaneden olur… Peki ama neden? Kızıma birşey mi oldu? Bir durum mu var? Ama en son gördüğümde herşey çok iyiydi, hatta emzirdim bile? Neler oluyor?!….

Yüzlerce soru ve senaryo kafamda geçiş yaparken, telefonun ucundaki sakince sürdürdü konuşmasını; hastaneden aradığını, kızımı taburcu etmek üzere bizi hastaneye beklediklerini söyledi. ‘Taburcu etmek için’. Korkulacak bir durum olmadığını idrak edebilmek için içimden defalarca kez tekrarladım bu cümleyi. Neden hastaneye babanızın numarasını değil de kendi numaramı vermişim ki? Onu arasalardı, o korksaydı böyle de sonra yatışınca beni arayıp müjdeyi verseydi olmaz mıydı? Diye bencilce kızdım kendime. “Hemen bekliyoruz ama sizi” dedi kadın. Hemen babanızı arayıp haberi verdim,telefonu fırlattığım gibi evin içinde deliler gibi sağa sola koşturmaya başladım, “Anneeeeee, Gülce’yi almaya gidiyoruz hadi kaaaaaalk!”…. : )

YAZI DİZİSİNİN DEVAMI İÇİN TIKLAYIN…

Reklamlar

9 thoughts on “Sona Yaklaşırken – İLK AYRI KALIŞ HİKAYEMİZ, YOĞUN BAKIM / Bölüm 6

  1. yine ağlattın yine ağladım 😦 lohusa sayılırım daha ben ondan mı acaba 🙂
    bak şimdi bişey diycem bana güleceksin 🙂
    büyük oğlum yeni doğan sarılığı yüzünden üç gün hastanede kalmıştı ve ben üç gün hüngür hüngür ağlamıştım . düşünüyorum da ne saçmaymış senin durumunla karşılaştırıyorum da şimdi
    bildiğin şımarıkmışım ben 🙂

    • Seni şımarık kadınnnnn! :)))))
      Ah o sarılık yüzünden de çektim ben ne ağladım ne ağladım hak veriyorum o yüzden sana :))
      neyse bi dahaki yazıda bahsedicem zaten ondan da 🙂

  2. Kuş yuvası..öyle gerekli ki premature bebeklere küvez icinde.sadece küvez camına çarpma riski dısında,erken ayrılmak zorunda kaldığı anne karnı hissini yaşatıyormuş ayakları o havlulara degdikce.ben evde bile yaptım bir süre.ilk kucaklama anı,hele uzun bir bekleyişten sonra olmuşsa cidden anlatılmaz,yaşanır.bizde Demir önce cikti,ben ordayken Dr ani bir surprizle söyledi.ama bizi dogrudan eve değil,önce 2 gece hast odasına çıkardılar.hem egitim hem Demir’in durumunu kontrol hem de benim adaptasyon surecim için..o kadar küçüktü ki..eminim Gulce’yi eve gotururken Bertug’yu orda bırakmanın dayanılmaz hüznünü yasamişsindir..o da ayrı bir duygu..birini alıp eve gitmek,digerini orda yapayanliz bırakmak..onu da ayrıca yazarsın diye tahmin ediyorum..

    • Benim o kuşyuvasından falan haberim yoktu ilk orda gördüm. Eve öyle yapmadık ama zaten feci bir kışın ortasına denk geldiler kat kat battaniyelere sarılıydılar hep.
      Yok, Bertuğu bırakıyorum diye hiç öyle hüzün falan yaşamadım. Sebebi sonraki yazıda saklı :)))

  3. Geri bildirim: Güzel Haberler – İLK AYRI KALIŞ HİKAYEMİZ, YOĞUN BAKIM / Bölüm 5 « 3 bebe 1 arada

  4. Yazınızda bahsettiğiniz” bebeğiniz iyi maşallah bir sorun yok,yakında taburcu olur” ‘denip de bir kaç gün sonra bebeğini kaybeden annelerden sadece biriyim.Bu yazdıklarınızla beni yirmi yıl öncesini götürdünüz.Yirmi yıl önce on günlük bebeğimi kaybetmenin acısı hala tazeymiş bunu yazınızı gözyaşlarımla okuduğumda anladım.Allah’a çok şükür iki tane aslan gibi evdadım var şimd,i Allah ilk bebeğimin ömrünü onlara versin ve kimseye evlat acısı göstermesin…..

Haydi sen de bir şey söyle :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s