Bebek Transferi – İLK AYRI KALIŞ HİKAYEMİZ, YOĞUN BAKIM / Bölüm 2

22 Kasım

Bugün bir süt sağma makinesi aldık. Diğer türlü işimiz samanlıkta iğne aramak gibi. Ya da az gidip uz gidip, dere tepe düz gidip, sonra bir de dönüp bakıp, bir arpa boyu yol gittiğini görmek gibi… Bu makine de tabi ki gelir gelmez mucizeler yaratmadı ama en azından miktarda gözle görülür artış var. Ağrılar ve şu yaşadığım stres olmasa, beslenmeme de daha özen gösterebilsem artacak biliyorum.

Lohusalığı bu şekilde yaşamayı hiç istemezdim. Kucağında bebeği, saçında kırmızı kurdelasıyla, etrafa gülücükler saçarak tebrikleri kabul eden annelere çok imreniyorum. Ne kımızı kurdelam var, ne kucağımda bebeğim, ne de tebrik kabul edecek durumum. Aklım yoğunbakımda can çekişen yavrularımda/oğlumda…

Oğlumun durumu hala kritik. İki saatte bir telefon edip bilgi alıyorum, hastaneden ya da amcanızdan. Bıktırıyorum herkesi. Cevap hep aynı, “Beklemeye devam ediyoruz, zaman gösterecek, herşeye hazırlıklı olmak lazım…” Ben de bıkıyorum bu cevaplardan. Ama böyle durumlarda herşeye şükretmeyi öğreniyor insan, bu, hep aynı olan cevapları duymak bile kötü bir haber almaktan iyidir…

Öğleden sonra yine sizi görmeye hastaneye gittik. En büyük mutluluk kaynağım bu. 5.kata çıktık, uzay üssünün kapısında durup içeriye telefon ettik “üçüzlerin annesi” geldi diye. 1-2 dakika sonra gizli kapılar açıldı ve anne içeriye kabul edildi. Yine o giyinme ve hijyen seramonisinden sonra yanınıza varabildim.

Bugün öyle değişik göründünüz ki gözüme, renginiz açılmış bir günde güzelleşmişsiniz gibi geldi. Size böyle camlar ardından bakmak, dokunamamak çok zoruma gidiyor. Dünkü tatlı hemşire yoktu, bugünkünün huyunu suyunu bilmiyorum, yine de bir şansımı denedim. “Dokunabilir miyim onlara?” dedim. Sesim masum bir kız çocuğu gibi çıktı o an. Tam hayır diyecekken “Eh, hadi bakalım, ama bir kerecik ve kısa bir süre!” diyen tatlı sert anneler gibi bir bakış attı. Hiçbirşey demeden açtı küvözün kapağını. Açtı ama, dokunmak için can atan ben, öylece afallayıp kalakaldım bu fırsat karşısında. Dokunmaya korktum, çekindim sanki dokunsam bir zarar verecekmişim gibi… Parmağımı uzatıp dokundum tenine Bertuğumun… Yumuşacık, incecik bebek teni ürküttü beni, incitmekten korkup hemen elimi çektim. “Ben bu bebeklere nasıl bakıcam?” korkusu gelip oturdu içime yine, bilmem kaçıncı defa. Ama ilk kez bu kadar somut olarak. Böyle minik elleri, kolları nasıl tutarım, sarıp sarmalarım diye düşündüm. Yeteri kadar büyüdükten sonra kucağıma verilmenizi diledim.

Gülce ve Egemenimi de gördüm sonra. Onlara dokunmak için izin isteyemedim, şansımı fazla zorlamamak için. Zaten izin verilen süre o kadar kısa ki! Hiç doyamadan koyuluyorum kapının önüne. Egemenimin durumunda hiç bir değişiklik yok. Hala nefes almaya çalışmaktan yorgun, bitkin uyuyor…

Yine gözyaşlarıyla döndüm babanızın yanına. Gördüklerimi anlattım. Dokunduğumu. Egemeni…İkimiz de çok üzülüyoruz. Ama susup beklemekten başka birşey gelmiyor elimizden. Susup bekliyoruz…

Eve dönüp beni bekleyen boş yatağıma kıvrıldım. Beklemek ne zor. ‘Evlat’ ne derin bir kavrammış. Daha kucaklayamadan hissediyorum tadını. Sizi hayal etmeye çalışırken uyumuşum…

Akşam uyandım, birşeyler yedik hep birlikte. Allahtan ev kalabalık, sonu gelmeyen düşüncelerle yalnız boğuşmuyorum, boğuşmaya fırsat kalmıyor. Bugün duşa girebilmem için izin verdi doktor. Duştan çıktığımda evin erkekleri -babanız ve amcalarınız- ortalarda görünmüyorlardı. Müjde teyzeniz evdeki bütün erkeklerin ayrı ayrı nerelere gittiğinin raporunu verdi ben duştan çıkar çıkmaz. “İyi” dedim. Merak etmemiştim zaten, kimin nerede olduğu beni hiç ilgilendirmiyordu. Ama bu tekmil verişte bi gariplik olduğunu anlayamadım o anda…

Gecenin ilerleyen saatlerinde, bütün erkekler aynı anda eve geldi, hepsinin farklı bir yerlere gittiği anlatıldığı halde! “Kapıda karşılaştık” gibi, pek de inandırıcı durmayan bir açıklama geldi hemen, yine ben merak etmeden, birşey demeden… Bunların halinde bir tuhaflık yok mu? Üniversite sınavından çımış gibi allak bullak hepsinin suratı! Yine de birşey sormadım içeriye geçtim sessizce…

Sonra odanın bir köşesine çaktırmadan bırakıtıkları poşetin içindeki, astronot fanusuna benzeyen zımbırtıyı gördüm tesadüfen. Bu, bebekleri gördüğümde Egemen’in başına geçirilmiş olan,rahat nefes almasını sağlayan şey değil mi? Ne işi var burda? Elimde fanus, aklımdan geçen binbir senaryo ile öylece kalakalmış düşünürken babanız geldi odaya. Çok ciddi bir meseleyi konuşmaya hazırlananlara mahsus bir ifadeyle yanıma oturdu. Uygun cümleleri seçmeye çalışıyordu. En uygun cümlenin, direk konuya girmek olduğuna bir anda karar verip döküldü:“Biz Egemen’i diğer hastaneye götürdük…”

Neeeee? Ne yaptınız? Nasıl? Onca riske rağmen? Nasıl göze aldınız bunu? Bulunduğu güvenli ortamdan nasıl çıkardınız? Nasıl bir güvenlik önlemiyle taşıyabildiniz? Hem de benden köşe bucak saklayarak? Ya birşey olursa?…..

Ben delirmiş gibi soruları sıralamaya başlayınca, oturup en baştan anlattı bu riskli macerayı:

“Emin dün gece bana risklerden dolayı taşımaktan vazgeçtiğini ve Egemen’in bulunduğu hastanede kalacağını söylemişti. Sabahın erken saatinde arabasına binip çalıştığı şehre doğru yol aldı. Ama içi içini yemekten kurtulamamış bu karara rağmen. Gün içinde sürekli bir hastaneyle, bir diğer doktor arkadaşlarıyla telefon görüşmesi yapmış durmuş. Daha da olmamış, doktor arkadaşından rica etmiş, gidip Egemen’i bir de kendisinin muayene etmesini. Arkadaşı gitmiş, Egemen’i görmüş ve çıkar çıkmaz amcanızı arayıp, yoğun bakım ünitesinde sürekli duran bir doktorun olmadığını, sadece hemşirelere emanet olduğunu, bebeğin durumu acil müdahale gerektirebileceği için hemen ordan alınmasının iyi olacağını söylemiş. Bu bildirimden sonra babanız ve kardeşlerinin meclisi toplanmış, karar alınmış ve bana belli etmeden hemen uygulamaya geçilmiş…

Gidip bulunduğunuz hastaneye kararlarını anlatmışlar. Hemen transport küvöz ayarlanmış. Bebek bu küvöze yerleştirilmiş ve ambulansa götürülmüş. Ambulans şoförüyle, belki hayatında ilk defa başına gelecek bir anlaşma yapılmış, ilk defa hız yapmayacak, 20-30 km hızı geçmeyecek… Arkaya babanız, amcanız ve doktor arkadaşı küvözün yanına yerleşmişler. Ola ki herhangi bir sarsıntıda acil müdahale gerekebilir. Diğer amcanız da ambulansın önünde, önceden kararlaştırdıkları tenha ve kestirme yolu tarif etmek üzere, kendi arabasıyla, kağnı hızında başlamış yol almaya… Neredeyse yürüme hızına eşit hızda giden araç, yolun bozukluğu yüzünden sarsılmış zaman zaman. O anlarda babanız ve amcanız ayağa kalkıp, küvözün iki tarafına geçip kaldırarak, ellerinde taşır vaziyette devam etmişler yollarına. Sarsılan ambulansın içinde küvöze amortisör olmuşlar yani…İki hastanenin arası uzak. Yolculuk çok riskli.3 günlük premature bebek hastane ortamı dışında, ama güvenli ellerde…

Hedef hastaneye varıldığında yine itinayla yoğun bakım ünitesine çıkarılmış bebeğim. Oradaki amcanızın hocaları ve arkadaşları olan doktorlara teslim edilmiş. Gerekli kontroller,muayene yapılmış, yeni cam kafesine yatırılmış…”

Bu hikayenin, beni üzmemek adına yalınlaştırıldığına dair bir his var içimde. Yarın Egemen’i görmek için gittiğimde öğrenirim nasılsa, gizli kalmış ne varsa…

YAZI DİZİSİNİN DEVAMI İÇİN TIKLAYIN…

Reklamlar

10 thoughts on “Bebek Transferi – İLK AYRI KALIŞ HİKAYEMİZ, YOĞUN BAKIM / Bölüm 2

  1. Herseye hazırlıklı olun ifadesi..o kadar tanıdık ki..herseye hazır olmuyo insan hiçbir zaman..Egemen’in durumu,kızım İrem’in durumuna benziyor,gerçi İrem daha ağırdı.nefes alma zorluğunun ne demek olduğunu iyi bilirim,İrem de 50 gün makineye bağlı entube olarak kaldı.
    Transferin sana soylenmedigi cok iyi olmuş,o stres seni daha cok yıpratirdi,belki de kabul etmezdin.böylesi daha hayırlı olmuş.
    Aynen senin düşündüğün gibi kafamda kırmızı kurdelemle etrafa gülücükler saçmayı ne cok isterdim.neyse Allah’tan hikayelerimizin sonrası iyi 🙂

    • ah gozdecim ne günler geldi geçti. Allah’a bin şükür hepsi geride kaldı ve şimdi iyi yavrularimiz. ama insan unutamıyor yasadiklarini. yazarken bile için daralıyor. seninki daha uzun ve zorlu. inşallah bir daha üzüntülerini gormeyiz o ilk ve son olur…

  2. Sonunun iyi olduğunu bilmeme rağmen gözyaşlarımı tutamıyorum. Yaşanmışlıkla ilgili sanırım. Ben de her gün ziyarete girip 5 dakikalığına, her çıkışta ağlıyordum, öyle çaresiz ve savunmasız görünüyorlardı ki kuvözde. Neyse ki iyiler şimdi. Bir ay biri, üç hafta biri kaldı. Ama resmen saçlarım ağırdı bu sürede. Bir daha hastalıklarını görmeyiz umarım…

      • 32,5 haftalık doğdular, biri 1300, biri 1780di. Kız bir de enfeksiyon geçirdi kuvözde. O zaman çok korkmuştum, hemen ölüverecek gibi gelmişti. Neyse ki güçlü çıktı kızım.Şimdi de çok iyiler maşallah, pek öyle hastalık falan bilmiyoruz. Yoğun bakım işe mi yaradı nedir?

        • Haftalarımız yakınmış. Küvöz bebeği daha güçlü olur derler doğru mu ki? bizim de egemen şimdi on basıyo diğelerine. Neyse anlatmiyim şimdi daha oralara gelicem :))

  3. Geri bildirim: Egemen’in Durumu Kritik – İLK AYRI KALIŞ HİKAYEMİZ, YOĞUN BAKIM / Bölüm 1 « 3 bebe 1 arada

Haydi sen de bir şey söyle :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s