İlk Buluşma – İŞTE BİZİM DOĞUM HİKAYEMİZ / Bölüm 5

20 Aralık

saat 15 civarı

Asansörden 5.katta indik. Diğer katlara göre daha boş ve sakin bu katta yoğun bakım üniteleri var sadece.  Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinin kapısında durduk. Çok heyecanlıyım. Sizi ilk gördüğümde ne yapacağımı, ne hissedeceğimi merak ettikçe heyecanım artıyor…

Ünite güvenliği hat safhada. Yanımızdaki hemşire, kapının yanındaki telefonla içeriyi arayıp ‘üçüzlerin annesi’nin geldiğini haber veriyor. Üçüzlerin annesi. Anne. Sahi yaa, anneyim ben artık! Dünden beri, sadece sıradan bir ameliyat için hastaneye yatmış biri gibi hissediyorum kendimi. Bebek doğurduğuma dair bir emare yok henüz hayatımda. Birazdan olacak. Birazdan, benim canımdan kopan üç miniği görebilicem. Dakikalar içinde. Heyecandan ölüyorum!..

Telefon kapandıktan ancak bir dakika sonra açılabildi kapı. İşleri gerçekten yoğun. Babanızın da benimle gelmesini istedim. Ama o daha önce gördüğü için aylık hakkını kaybetmiş. O zaman henüz bu kuralın esnetilebildiğinden haberim olmadığı için çok üzülüp sinirlenmiştim…

Sadece beni aldı hemşire içeriye. Bir başka koridora girdik şimdi. Hala bebekler ortada yok. Üzerime gömlek, ayağıma terlik, galoş giydirdiler. Koridorun ortasındaki kırmızı çizginin hemen yanında, galoş giyilen ayağı çizginin diğer tarafına atarak! Uzay üssüne giriyor gibi hissediyorum kendimi! Hijyene bu denli önem verilmesine için için mutlu oluyorum ama.

O koridoru da geçtik ve bir kapı daha. Buraya girmeden önce de yan duvarda asılı dezenfektanla elleri temizlemek gerek. Bu kapı açılır da bir koridor daha çıkarsa karşımıza, kavga çıkarırım bak hemşire! 

Kapılar açılıyor ve sonunda matruşka odaların sonuncusundayım. Bebeklerin arasındayım. Her duvar boyu küçük camdan kafeslerle, ve o kafeslerdeki minik canlıların bağlı olduğu bi dünya cihazla dolu. Dıt-dıt-dıt-dıt sesleri. Bol ışıklar… Ne çok bebek var. Bazıları daha büyük, beyaz tenli, gür saçlı. Çoğunluğu cılız, kupkuru, kırmızı-mor, saçsız, cansız, iskelet gibi. Ağlıyor gibi bir ifade var suratlarında ama ses duyulmuyor. Sesleri de çok cılız çünkü…

Hızla bir küvözün başında alıyorum soluğu. “O senin bebeğin değil” diyor bir ses. Dönüyorum, hafif tombul, sevimli hemşireye. Gülümsüyor bana. “Sen üçüzlerin annesisin değil mi?” diyor. Bundan sonra hep böyle denecekti bana zaten, adım buydu artık. Hastanede de, dışarda da, her yerde… “Evet, bebeklerim nerde?” diyorum telaşla…

Kapıya çok yakın, hemen karşımızda duran bir cam kafesin yanına gidiyoruz. “İşte bu oğullarından biri annesi“… Ne kadar da minik böyle? Gözleri yumuk yumuk. Elleri de. Parmaklar, ayaklar… Oyuncak gibi! Çok zayıf, göğsünde bir çukur var. Kaburgaları sayılıyor. Kolunda, elinin üstünde, ağzında, ayağının altında hep hortumlar var. “Bunlar ne böyle?” diyorum, anlatıyor. Henüz çok küçük olduğunu, emme refleksinin gelişmediğini, bu yüzden midesine inen şu hortum sayesinde beslenebildiğini… Cihazlarla nabzının, kalp atışlarının, solunumun sürekli izlendiğini anlatıyor. Bir çoğunu anlamıyorum, çünkü dinleyemiyorum sabırsızlıktan…

Genel bilgi de veriyor. 32.haftanın içinde doğan bebeklerim 1500-1550 ve 1670 gramlar. En kilolusu kızımmış. Aferin kız sana, ezdirmemişsin kendini!.. Cam kafeslerin üzerindeki etiketlerde başka bilgiler de var. Hızla onlara da göz atıyorum, kafa çevresi, boy… Hepinizin boyu aynı, 41 cm

Hemen yandaki küvöze eğiliyorum. “Hayır o senin değil, gel, diğerleri ilerde…” Nasıl yani? Benim 7 ay boyunca dipdibe, kucak kucağa, koyun koyuna uyuyan çocuklarım, şimdi neden yanyana değiller? Dakikalardır bastırdığım duygularıma artık hakim olamıyorum ve hıçkıra hıçkıra ağlıyorum…

Bundan sonra bol bol duyacağım, “Ama senin güçlü olman lazım, sen güçlü ol ki bebeklerin için süt olsun, bir an önce iyileşebilsinler…..” nutuklarının ilkini dinliyorum şimdi. İkinci bebeğimin yanına geldik. “İşte bu da kızımııııızzzz” diyor sevimli hemşire. Kızım pek sevimli değil ama. Minnacık, kırmızı suratlı ve çirkin. Oğlum da çirkindi ama yine de ben güzel bir kız beklemiştim. Olsun. Benim kızım o. Benim. O da çok güçsüz ve zayıf. Yine başlıyorum ağlamaya! Küvöz bebeği annesinin ağlamaya herkesten çok hakkı varken, neden hemen bu azarlar, öğütler? Tutuyorum gözyaşlarımı, hemşirelerden kurtulduğum zaman rahat rahat ağlayabilmek üzere. Aklım hala bebeklerimin ayrı yerlerde yatıyor olmasında kaldı. Aceleyle üçüncü bebeğimi soruyorum. İşte o da, odanın diğer bir köşesindeymiş. Boğazıma bir yumruk oturuyor…

Diğer oğlumun yanına geldiğimde şaşkınlığım ve üzüntüm büsbütün artıyor. Ne kadar zayıf, güçsüz, solgun görünümlü bir bebek bu! Öylesine hızlı nefes alıyor ki, her alış-verişinde göğsü sırtına yapışacakmış gibi içeri çöküyor! Başka bebeklere bakmak için kısa bir süreliğine yanımdan ayrılan hemşireyi çağırdım avaz avaz, “Hemşire hanım çabuk buraya bakın, oğlum!!!!” Telaşla geliyor hemşire. “Neden böyle nefes alıyor, ne demek bu, noluyor?” Hemşirenin yüzünde birden bir rahatlama oldu ama yine de gergin ve kaçamak bir açıklama yapıyor, “Ciğerleri çok iyi gelişmediği için prematurelerin böyle nefes almaları normal. Hadi artık sizi dışarı alalım, sağlık şartları nedeniyle içerde çok uzun süre tutamıyoruz malesef…”

Benim diğer iki çocuğum da premature ama onlar öyle nefes almıyordu? Bu işte bir iş var ve siz bana birşey söylemiyorsunuz!

Neler olduğunu ertesi gün öğrenebilecektim…

DOĞUM HİKAYEMİZ burada bitti. Devamı İLK AYRI KALIŞ HİKAYEMİZ, YOĞUN BAKIM dizisinde…

Reklamlar

9 thoughts on “İlk Buluşma – İŞTE BİZİM DOĞUM HİKAYEMİZ / Bölüm 5

  1. Yogun bakım unitesindeki makina sesleri hala kulaklarımda çınlıyor..68 gün oğlum,93 gün kızım için hergün 2 kez girip,çıktım esimle beraber..yaşayan ancak bilir ve bizi anlar.dogum sonrası bebeklerini kucaklayamamanin vermiş olduğu hüznü,burukluğu..üstünden aylar belki yıllar geçse de unutulmaz.Allah sizi birdaha hiç ayırmasin.
    İmza:ikizlerin annesi :-))

    • “Bizi biz anlarız” kısmına sonuna kadar katılıyorum. Yaşamayan bilemez. Seninkiler çok uzun kalmış gerçekten. o bekleyiş mahveder adamı. En uzun ayrılığımız bu olsun inşallah….

  2. Geri bildirim: Artık Hamile Değilsem, Bebeklerim Nerede? – İŞTE BİZİM DOĞUM HİKAYEMİZ / Bölüm 4 « 3 bebe 1 arada

  3. ben de ikiz annesiyim 33.haftalık doğum yaptım okurken yaşadıklarım gözlerimin önünden geçti…hüngür hüngür ağlıyorum yine…

    • Allah bağışlasın Gülşah. Sen de erken doğum yapmışsın, yoğun bakımda kaldılar mı? O günler gerçekten çok zor ve yaşayan anlıyor ancak. Neyseki hepsi geride kaldı şükür, Allah başka acılarını göstermesin yavrularımızın…

      • amin canım sağol…1 hafta kaldılar küvezde…1500 gr.dılar eve geldiklerinde..hatırladıkça ağlıyorum hala…Allah bağışlasın hepimizin yavrularını…

  4. bütün doğum hikayesini bir solukta okudum gözlerim yaşlı.. ben daha önce anneme “kız anne beni nasıl doğurdun?” diye sormamıştım bile merak edip. şimdi doğumla ilgili herşeyi merak edip herkesin hikayesini dinlemek istiyorum. bu da ilk defa yorum yazdığım bir hikaye. ne kadar zor, ne kadar güzel, ne kadar ilginç bir serüven bu başlı başına… ben şimdi diğer hikayelere geçiyorum, bakalım nelerle karşılaşacağım?
    sevgiler..

    • Teşekkür ederim bu güzel yorum için. Ben de daralıp bunaldıkça, zor hayatımız bi bogdukca açıp okuyorum. Bir mucizeyi hatırlatıp tekrar tekrar sukretmemi sağlıyor. Sevgiler, öpücükler…

Haydi sen de bir şey söyle :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s