ATRAKSİYONLU BİR DOKTOR KONTROLÜ (Bölüm I)/24.Hafta

Bugün yine gül yüzlerinizi, kıpır kıpır kol-bacaklarınızı görme günü. Yorgun(yopyorgun) bir geceden uyandık. Zar zor kendimize geldik. “Nedir dün gecenin yorgunluğu anne?” diyecek olursanız, gelin hep beraber düne, hatta birkaç gün önceye gidelim:

21 Eylül Çarşamba akşamı, bir arkadaşın düğününe davetliydik. Malum, çok renkli bir sosyal hayatımız yok. Dön dolaş aynı şeyler, aynı yerler… Bir elin parmağını geçmez. E bi de bu yüklü halimle arabaya inmek-binmek bile yarımşar saat. En iyisi otur evinde. Hal böyleyken, kırk yılın başında iki insan yüzü görücez diye sevindik, giyindik, kuşandık, süslendik, püslendik.. Daha doğrusu bütün bunları ben yaptım. Babanız o sırada “Bak bu gümbürtülü düğün dernek işleri bizim bebeler iyi değil, gitmeyelim biz…” diye beni vazgeçirme derdindeydi. “Onlar daha duymaz etmez” dedim, döktüm yollara babanızı…

Girdik salona, içerisi tıklım tıklım. Daha müzik başlamadan bizim kafalar kazan oldu gürültüden. Geçtik oturduk bir yere. Sohbet, muhabbet. Havalandırma da öyle bir çalışıyor ki, bir de tam benim tepemde, donuyorum resmen. Yaz günü, haliyle yanıma bişeyler almamışım. Neyse ses çıkarmadım. Başladı düğün. Allahım o ne ses, o ne ses! Kulağımın perdesi yırtıldı sandım vallahi! Adamlar gelmiş beynimizin içine kurmuş orkestrayı ordan yayın yapıyolar. Öyle bir gümbürtü!.. Hadi ona da ses çıkarmadım. Bana “Bak ben sana dedim gitmeyelim diye!” manasında bakışlar atan babanıza gülümseyip eğleniyor gibi görünmeye çalıştım. Ama o ağrı yok mu o ağrı? İşte o beni bitirdi!…

Sırtımın sol yanına, aşağıdan yukarıya doğru öyle bir sancı saplandı ki, anlatamam. Oturamıyorum, kalkamıyorum, doğrulamıyorum, arkama yaslanamıyorum, kalakaldım mı öylece? Babanıza desem bi türlü demesem bi türlü. Ayrıca gürültü yüzünden midir bilmem içerde hop oturup hop kalktınız. Belli etmemek mümkün değil zaten, acım yüzümden satır satır okunuyordu herhalde… Böylece bizim sosyallik yalan oldu, görüneceğimiz kadar göründük, nezaket müddetince oturduk ve müsaade isteyip kaçtık. O geceyi iyi kötü atlattık bi şekilde…

Ertesi gün oldu, dünün yorgunluğu unutuldu. O akşam da bi akrabanın kına gecesi var. Buna gitmeme gibi bir şansımız pek yok. Gene giyindik, kuşandık, süslendik, püslendik. Daha yoğrusu yine ben. Babanızın  “Kına geceleri kadınlar için değil midir benim ne işim var ki orda? Hem sen yine rahatsız olacaksın bak….” türünden söylenmeleri eşliğinde düştük yollara. Bir girdik mekana, avcumun yarısı kadar. Nefes alsan verecek yer yok. Sıkış sıkış oturduk bi yerlere. Yine bir gürültü, bir gürültü.. O minicik yerde bi de başladı mı sana davullu zurnalı gümbür gümbür bir müzik… Ben yine sırt ağrısından hiçbir şey anlamadım tabi geceden. Yine nezaket süresince oturduk ve izin isteyip kaçtık. Geçerli bahanemiz olduğu için sıyrılmak kolay oldu.

Yine ertesi gün oldu. Bugün de dünkü kınanın düğünü var. Neyse ki düğün açık havada olacağını öğrendim de derin bir nefes aldım. Önceki akşamlar kadar kötü geçmez(diye düşünüyorum). Akşam oldu, süslendik, püslendik, taktık, takıştırdık. Neşe içinde düştük yollara. Babanız bugün mızmızlanmıyor, e ne de olsa kuzeninin düğünü, gitmemek olmaz. Girdik salona, havuz başında geniş, ferah bir bahçe. Sıcak yaz gecesinde güzel bir esinti var. Herşey çok güzel. Düğün başladı, açıkhava olmasının etkisiyle, ses hiç rahatsız edici değildi. Bu gece siz de keyifliydiniz anlaşılan sizden de pek isyankar hareketler gelmiyordu 🙂

Hatta bir ara babanızla dansa kalktık, hatta ve hatta ısrar kıyamet babanızdan izin koparıp halaya bile kalktım (5 dk geçtikten sonra, başladı tabi hadi otur anlamında kaş gözler yapmaya). O derece sorunsuz(du) yani gece… Saatler ilerledi, ilerledi… Düğün güzel, keyifler yerinde. Sırtımdaki o ağrı yine sinyaller vermeye başlamış ama ben duymazdan geliyorum. Derken düğünün sonuna kadar geldik. Sırtım iki büklüm, topuklu ayakkabılar yüzünden ayağım davul olmuş zonkluyo ama ben hala mutluyum, keyifliyim. Düğün bitti ama o da ne, gece yeni başlıyomuş meğer! Gelinle damadı evine götürme konvoyu var dediler, hiç durur muyuz biz de gittik. 1 saat süren konvoy bitti ailece künefe yemeye gidiyoruz dediler, yok demedik. Manzara şu; gecenin 2’sinde, künefecide, sandalyesine yastıklar yardımıyla dayanmış oturan, karnı burnunda bir deli kadın… Ağrıdan ölüyor da hala keyif çatma derdinde!

Ayyyy daha uzatamıycam, yazarken yoruldum, fenalık geldi. Velhasıl, gecenin kaçıydı bilmem –resmen- ağlayarak attım kendimi eve, yatağa, öyle üstümle başımla, yüzümdeki makyajla. Ahlaya vahlaya uyumuşum. Ne kramplar, ne kabuslar… Sabahı zor ettik…

Bugün gül yüzünüzü görme günü. Yopyorgun bir gecenin sabahı. Zar zor kendimize geldik, kahvaltıyı bile zor ettik. Birkaç saat sonra düştük yollara kontrol için. Ama bu yazı ne uzadı böyle, bölmeye karar verdim. Acıktım

Düğün sonrası, ‘gece yarısı künefesi’

Reklamlar

Haydi sen de bir şey söyle :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s